YOL ARKADAŞLARIMIZ ALLAH’IN DOSTLARINDAN OLMALI.

Yeryüzünde “bir dava, bir sevda” uğruna yola çıkanların, yürümenin gereğine inanların, yürümekle doğruya daha çabuk varılacağına iman edenlerin “dünyaya gelmek yola çıkmaktır” diye yola düşenlerin, Hazreti  Ademi yol  arkadaşı  gibi hissedenlerin “kendilerine seçtikleri yol arkadaşları” yani  yanında yürüyenler, yoldaşları, ekmeğinin paylaştıkları, sözlerine sözlerinin uladıkları adamların “Allah’ın dostlarından” olmasına dikkat etmeli.  İyi bilmeli omuz omuza yürüdüklerinin kimler olduğunu. Ve de yan yana olduklarını, gözüne baktıklarının kimler olduğunu bilmeli yolcu.

Yola  çıkarken  bunu her daim hesaba katmalı ki “yarı yolda” ihanete uğramasın, satılmasın, yalnız kalmasın, sırtından bıçaklanmasın. Yorgun düştüğü zamanlarda bırakılıp gidilmesin.

Öncelikle bilelim ki “şimdiye kadar”  bir dava uğruna, bir sevda uğruna yola çıkan insanlar “önce” kendi yol arkadaşları tarafından sırtından bıçaklanmıştır. Önce onların hainliği ile karşılaşmışlardır, önce  onlar  satmıştır, yola çıktığı yol arkadaşlarını, çoğu zaman. Çok ötelere gitmeye gerek yok. Yakın tarihimizde yol arkadaşlarını sırtından vuran onlarca insanı tanırsınız hiç ummadığınız, hiç beklemediğiniz. Bu gün yarı karınlıksa bu ülke, bu yol arkadaşlarını “yarı yolda” bırakanların günahıdır.

Yol arkadaşı köprünün ortasında “köprünün çöktüğünü görse bile” ölürsek birlikte ölelim diye arkadaşının elini asla bırakmayandır. Yol arkadaşı kendini arkadaşına tercih etmeyendir. Bunun böyle olması gerektiğini bütün kutsal metinler söyler bize.

Yol arkadaşı Hazreti Ebu-bekirin yaptığı gibi “yılanın ağzına kendi ayağını verendir” arkadaşına zarar gelmesin diye.

Özellikle Müminler için, insanın yol arkadaşı, yolun kıymetini ve değerini bilenlerden olmalı. Bilmeli yürünmezse, hatta  koşulmazsa ve dahi tırmanılmazsa, hakka doğru gidemez insan. Hak sahiplerinin yanında duramaz, onlara “ben sizin yanınızdayım” diyemez, dokunamaz insanın kalbine.

İnsanın kalbine dokunmayanlarda yolları “yürüseler bile” boşuna yürümüş olurlar. Zira bizim iman ettiğimiz İslam, bize “yolların insan için, insanın inşası için, insanın kalbine dokunmak, ve  insana “senin yanındayım kardeşim!” demek için yüründüğünü söyler.

Bundandır hep yollarda olmuştur, Alemlerin efendisi Hazreti Muhammed. O hangi  yola  çıkmışsa insanı için çıkmıştır, insanı inşa etmek için çıkmıştır, insana “korkma yanında Allah var” demek için çıkmıştır, sen özgür olmalısın diye çıkmıştır. Ve bütün insanlara “her biriniz bir diğerinizin kardeşisiniz demek” için çıkmıştır. Kimsenin başka kimseden üstünlüğü yoktur demek için yürümüştür o bütün yolları. Yorulmadan bıkmadan yürümüştür, aç kalmış yürümüştür, eziyet görmüş yine yürümüştür.

Bu  yola “yani dava yoluna, sevda yoluna, kardeşlik yoluna, insanlara hizmet yoluna, çocuklara sevgi taşımak yoluna, babalara umut taşımak, aç insanlara ekmek taşımak “olan ekmeği paylaşmak” yoluna” çıkan insanların, bu uğurda yola düşenlerin “bu yolun sonunun” hakka çıktığına, kardeşliğe ve aydınlığa çıktığını inanmalı. İnanmalı yürünmezse karanlıkta kalır insan.Yürünmezse aydınlığa çıkılmaz şafaklara varılmaz. Yürünmezse zalimler söz sahibi olurlar yeryüzünde.

Ondandır yol bizim kutsalımızdır. Ve bizde yolların hepsi Allah’a çıkmalı diye inanılır. Biz yollara Allah için koyuluruz. Doğru adamlardan olalım diye, doğru kadınlardan olalım diye yollara düşeriz sadece. Yola düşeriz yeryüzünde kardeşler topluluğu olalım diye. Herkesin yiyecek ekmeği olsun diye, ümmetin çocukları “aç açık”  kalmasın diye,yeryüzünün neresinde yaşıyorlarsa.

Zira biz de yola düşmek Medine’ye gitmektir. Yola çıkarken yanımızda Hazreti Muhammed varmış gibi hareket etmektir, ve yalnız Allah’ın rızasını  gözetmek, ve  Onun dediklerini öncelemektir. Hayatın her alanına Muhammed Mustafa’nın baktığı, ve Onun öğrettiği gibi bakmaktır.

Ondandır yol arkadaşı sağlam olmalı yolcunun. Yol arkadaşı insan gibi insan, adam gibi adam, dağlar kadar imanı olmalı  “yıkılmayan, yan yatmayan, devrilmeyen” ve üç kuruşluk dünya menfaati için için insanı satmayan, ve  sırtından bıçaklamayan.

Derim ki gelin, yol arkadaşlığının ne anlama geldiğini bir daha okuyup öğrenelim. Bir birimize ihanet edenlerden, bir birimizi yalancıkla suçlayanlardan olmayalım. Unutmayalım “ehli-küfür” bizim bu dağınıklığımızı fırsat bilerek, bizi yok etmeye çalışıyorlar. Soralım kendimize “daha ne zaman öğreneceğiz?” iman etmenin kardeş olmanın ne demek olduğunu? Ne zaman öğreneceğiz aynı ipin ucundan tutmayı “yenilmeyelim” diye.

                                                                                                                    Mehmet  KAYA