AMAN PETROL-CANIM PETROL.

O  günleri bilenler hatırlayacaktır. Sanırım 1980 yıllarıydı. Ajda Pekkan denen hatun Erevizyon şarkı yarışmasına katılmıştı. O günkü hali  gözümün önünde şişmanca bir hatundu, ve de sevimsiz. Şimdilerde “paranın gücüyle”  inceldiğine sahnelerde “kuru bir ağaç dalı gibi” salınıp durduğuna,ve genç adamlara kur yaptığına bakmayın. Ve Erevizyon da “okuduğu şarkının” sözleri de, bestesi de, “bir çok”  ön elemeden geçmişti o zaman, müzik bilgisi olduğu sanılan bazı  soytarı tarafından.

Ve bu ülke, bu soytarılardan, bu çok bilmişlerden çok  çekti, ve hala çekmeye devam ediyor. Ve bu ülke ahalisi bunları omuzlarında taşımaktan yoruldu, ama yorulduğunun farkında değil. Ve bunların “her birinin”  gözünde ülke ahalisi “güdülmeye” muhtaç bir sürü. Hala öyle demiyorlar mı “bir çok” gazeteci?  Göbeğini kaşıyan adam demiyorlar mı bize? Ya da bidon kafalı, demiyorlar mı?

Nedense Türkiye devleti için bir onur meselesiydi Ervizyona katılmak o günlerde. Öyle diyorlardı devletin büyükleri, alkol düşkünü gazeteciler, geceleri barlardan çıkmayan aydınlar (bunlara nasıl aydın deniliyorsa?) ve üst  kademedeki  bürokratlar. Yani “her daim” ülkenin içine edenler.

Aslında ne şarkının sözlerinde bir ruh vardı, nede şarkıyı söylesin istenen hatunda. Ama biz böyle bir memleketiz işte, neden böyle düşünülüyorsa? Ve bizi yönetenler, bizim üstümüzde söz sahibi olanlar, kimilerine göre  “büyüklerimiz” (darılmayın yazmak zorundayım) yani sahiplerimiz, kendilerinin bir şey bildiğini sandığımız köşe yazarları, gazeteciler “ve daha başka adamlar” bizim böyle olmamızı, böyle  yaşamamızı, ve  kendileri gibi düşünmemizi istiyorlardı.

Avrupalı olmuştuk, veya Avrupa’nın kapısında bekleyendik onlara göre “açarlarsa kapıyı” hemen girecektik, öyle diyorlardı.  Onun için Avrupalılar gibi yaşamalıydık, onların giyindiği gibi giyinmeliydik, onların konuştuğu kelimeler ile konuşmalıydık, evlerimiz onların evlerine benzemeliydi, kadınlarımız onların kadınlarına. Ve  onlar  gibi selamlamalıydık, bir birimizi, sabah akşam, doğru olanı buydu kimilerine göre. Biz çok oyuna geldik ey dost. Biz çok kandırıldık, ne zaman anlayacağız bunu?

Ve şimdi, soralım kendimize “bunları yapmadık mı?” Sahi halimiz, evlerimiz sözlerimiz, ve giydiğimiz kıyafetler, kadınlarımızın içinde bulunduğu durum, en çok kimin haline benziyor? Birer  batı taklitçisi değil miyiz çoğumuz? Evlerimizi onların evlerine benzer dizayn etmiyor muyuz? Hani Müslüman mimarların kendi çizimleri? Ne çok aldatıyoruz kendimizi, Allah’ın da, aldanacağını sanarak.

 Ve biz millet olarak, sahiplerimizi “yani öncülerimizi parti liderlerimizi devlet büyüklerimizi şeyhlerimizi” Tanrıdan daha çok sevdik her zaman. Tanrıdan daha çok itaat ettik onlara, Tanrıdan daha çok onların söylediği sözleri dinledik. Ondandır her karşılaşmamızda “herkes” kendi tapındığı adamın sözlerini öne geçirdi.  Ve bu amansız hastalık hala devam etmekte insanlar arasında.

Evet,  o şarkının sözleri “aklımda kaldığı kadarıyla” şöyle başlıyordu “aman petrol, canım petrol,artık sana muhtacız petrol, dizginler senin elinde petrol” filan deniyordu, kim yazmışsa o sözleri.

Tabi o yarışmada Türkiye havasını aldı, başka yarışmalarda aldığı gibi. Ve sadece  Ajda denen hatun meşhur oldu  sadece. Yani Petrol onun işine yaradı.

Ve biz “o Petrolun” bir gün başımıza “yani ümmetin başına” bela olacağını , ümmetin bir birine düşeceğini, ve  şeytanın oyununa geleceğini  düşünemedik o zamanlar.  Aklımıza gelmedi “bir gün gelecek” bu petrol yüzünden milyonlarca Müslüman evinden yurdundan edilecek, yüz binlerce insan ölüme sürülecek, yüz binlerce çocuk ölecek, yüz binlerce kadın “anne” çaresiz kalacak ırzına geçilecek, denizlerin dalgaları arasında ölüp gidecekler. Tükeniyoruz farkında mısınız?

Evet: Ümmetin toprağı olan orta doğuda “var olan savaşlar” anlaşıldı ki, yalnızca Petrol için. Biriler birkaç kuyu daha “çok Petrol” sahibi olsun diye yapılıyor bütün savaşlar. Büyük şeytan Amerika bunun için “önüne gelen terör örgütünü” destekliyor, onlara silah temin ediyor. Ve bu petrol insanlarda ne din bırakıyor, ne iman. Bundandır kendini Müslüman sandığımız İran’ın Rusya ile, veya Esatla el-ele oluşu. Veya Amerika ile Rusya’nın aynı oyunun aktörleri olmaları, kavgasız.

Anlaşıldı ki “hiç kimsenin” Esat diye bir derdi yok. Olsaydı şimdiye kadar Esat mı kalırdı? Sen bir daha yenildin ey ülkem zalimlere. Sen bir daha oyuna geldin. Ve anladık ki “bu ümmet” ölmeye öldürülmeye devam edecek. Eğer aklımızı başımız almazsak petrol kokusunda kalacak cesetlerimiz. Daha ötesini söyleyecek dermanı yok kalemin.

                                                                                                                                    Mehmet  KAYA