“……VE SONRA BİR ÇAĞ GELDİ (YAZI İKİ).

Daha önceki yazımızda söylemeye çalıştığımız gibi “bu çağ” yani  içinde bulunduğumuz bu  çağ, ve bütün günahlarına şahit olduğumuz, bütün zulümlerine şahit olduğumuz çağ, ve insanların evlerinden yurtlarından edildiği, içimizden kimilerinin  Karun gibi yaşadığı ve asla doymak bilmediği “ama başka kimilerinin” açlık ve sefalet içinde yaşadığı, bazı babaların evine ekmek götüremediği, çocuklarına bir ayakkabı alamadığı bir çağ işte. Ben böyle diyorum ya siz nasıl anlamak istiyorsanız öyle  anlayın, ve vicdanınız nasıl yorumlamak istiyorsa öyle yorumlayın.

Hani kutsal metinlerin her birinde “insan gördüklerinin duyduklarının  şahididir, ve şahitlik ettiklerinden sorguya çekilecektir” denir ya. İşte ağır sorgularımız olacağı bir çağın tam içindeyiz şimdilerde. Zalimlerinin çok olduğu bir çağ, ve aç insanlarının da çok  olduğu. Mazlumların çok olduğu bir çağ, ve çocukların en pis ölümlere yatırıldığı bir çağın orasındayız. Varsın vaiz hocaları,  ne derlerse  desinler  veya kentin müftüsü ne derse desin, insan “yani Müslüman demek istiyorum” bu çağda neye şahitlik ettiyse “şahitlik ettiği her bir şeyden” hesaba çekilecektir, hayır ve şer konusunda.

Mesela zulme,  ve zulüm edenlere  karşı çıktın mı  denecektir?  Veya zalimlerin safında mı yer aldın, yoksa mazlumların mı, diye sorulacaktır insana. Aklına düştü mü, aç kalan insanlar denecektir, ve bir lokma ekmek verdin mi, diye sorulacaktır yemin ederim. Yemin ederim bu dünya Müslüman için rahat etme yeri değildir. Zira Hazreti  Ademden bu yana “bunun böyle olduğunu” söyler kutsal metinler. Ve kitabımız Kuran ısrarla bunun böyle olduğunu hep anlatır bize. Aziz elçi hayatının her alanında bunu bize örnek olarak göstermiştir, daha biz neyin peşindeyiz böyle dünyaya tutunarak?

Yine aklı başında adamlar bize deyip dururlar “İslam dini” bireysel bir din olmaktan öte toplumsal bir dindir, ve insanı hem çağında olup bitenlerden, hem de başka insanların içinde bulunduğu  durumlardan  “sorumlu tutan” bir din diye.

Ondan denir İslam barış dinidir diye, İslam kardeşlik dinidir diye, İslam selam dinidir diye. Çoğu insanın hoşuna gitmeyecek  “bir şeyi daha der İslam” sizin mallarınızda “yoksulların ihtiyaç sahiplerinin, yetimlerin kimsesizlerin miskinlerin hakkı vardır” der. Bana ne demek istiyorsun diyenler, kendi hocalarına sorsunlar “daha” ne diyeyim?

Ondan “bizzat İslam’ın kendisi der” komşun aç iken sabahlarsan  “otur” sen imanını sorgula diye. Veya bir insan kendisi için istediklerini “başka insanlar için de” istemediği müddetçe tam iman etmiş olmaz, diye. Daha ne  desin, ve biz daha hangi bahanelere sığınacağız işimize gelmeyen “buyrukları için” bu dinin?

Elbette bazı şeyleri anlamak için “dinin dilinden çok iyi anlamaya çalışmak gerek” ki, kendi anlayışlarımızı  “dinin” söylediklerinin önüne geçirmeyelim.

Ondan yazının başlığına döner, ve denmesi gerekeni dersek.

Evet öyle bir çağın kapısından içeri girdi ki insan şimdiki zamanda  “yalan söylemek meşru sayılır olduğu gibi, herkes bir birine yalan  söyler  hale geldi. Yalansız bir şey kalmadı insanların hayatında. Ve insanlar bütün işlerini  yalanla  görmeye çalışıyorlar  çağımızda.  Eşler bir birini yalan söyleyerek ikna etmeye çalışıyor nedense, zira  koca karısına, kadın kocasına inanmaz hale gelmiş.

 Babalar çocuklarına, çocuklar babalarına yalan söylüyor, komşu komşuya, esnaf esnafa. Ve günümüzde ticaret yalan üstüne yürüyor artık, kimsenin söz diye bir şey olduğunun farkında değil ve kimse sözünde durmuyor, ve söz “namus” olmaktan çoktan çıktı bu çağda, ve kimse kendini masum görmesin, her birimiz bu karanlığın ortaklarıyız.

Ve  faiz  dostum “faiz” nerdeyse helal hale getirildi kimi hocalar tarafından. Camiye giden hacı amcaların  ceplerinde “faize” yatırılmış banka cüzdanları. Ve cami önlerinde “hangi bankanın ne kadar faiz verdiği konuşulur oldu, hem de her sene umreye gitmekle övünen kimi adamlar tarafından

Ve çağımızda ahlak anlayışı o kadar fena değişti ki “İslam’ın tasvip etmediği, bu bir ahlaksızlıktır dediği her şey” çağın insanının kabul ettiği ve kendine göre ahlak haline getirdi bir kurum durumunda. Zina yeni moda bir alışkanlık haline getirildi, ve sistemin kanalları televizyonlar filimler gazetelerin üçüncü ya da ikinci sayfalarında zina meşru  bir iş haline getirildi, ve o şekilde anlatılmaya çalışılıyor insanlara.

Yani dostum. Bu çağ var ya, yani yaşadığımız çağ  “zalim ve karanlık bir çağ” ve biz bu çağın kaybedenleriyiz. Eğer öyle olmak istemiyorsak “yeniden kavi bir iman ile” iman etmemiz gerekiyor. Yeniden inşa etmemiz gerekiyor kendimizi kitaba uygun olarak. Her birinize binler selam ederim. Selam ederim kalbinde ümmetin yoksul çocuklarına yetim çocuklarına yer ayıranlara.

                                                                                                                                                                                                                         Mehmet  KAYA