ARTIK CENNETE DOYA DOYA YEMEK YİYECEĞİM.

Kimsenin merhametini kurcalamak, ve vicdanını  sorgulamak  gibi  bir niyetim yok. Hem artık “bana ne?” kimin ne yaptığı, nasıl yaşadığı, ne düşündüğü, nasıl iman ettiği “öyle” değil mmi? Yukarıdaki  “yazının başlığı olsun” diye koyduğum  “ARTIK CENNETTE DOYA DOYA YEMEK YİYECEĞİM” sözü de bana ait değil. Okuyanlar görmüştür “dün” ülke medyasında, ve de kimi  dünya medyasında ve de televizyon  haberlerinde  “bu feryadın, bu çığlığın” Suriyeli bir kız çocuğuna ait olduğu yazılıp söylenmişti.

Ve yine kimileri akıllarınca vicdan yapmaya çalışmışlardı “bize ne oluyor?” diye. Vicdan yapmak çağın insanın yeni bir tesellisi kendince.  Nasıl söylesem bilmem, ama “bu günde” ben bu konu hakkında birkaç kelam edeyim dedim işte. Ve kimsenin  “hele beyaz adamları” duymak istemediği bu sesi, bu feryadı, bu çığlığı  “bari kalbime kazıyayım” dedim, hepsi bu.

Suriyeli bir kız çocuğunun  çaresizliklere  içinde  “vasiyet niyetine yazdığı” bir mektuptan alınmıştır yukarıdaki söz. Mektubuna  bir tabut resmi çizen, ve içine temsili olarak yatan “ve gerçeğin ta kendisini yansıtan”  bu çığlığı “bu zalim çağın”  mukimleri duymuş mudur, duymamış mıdır bilmiyorum. Ve yine bilmiyorum  “çağın zalim adamlarının” duyup duymadıklarını. Sanırım, duymak istemişlerse duymuşlardır. Mesela bizim Müslümanlar  duymuş mudur, ya da duymak istememişler midir bunu da bilmiyorum. Duyma istemişlerse “ne kadarını” duymuşlardır bu feryadın? Sanırım çoğu duymuş olsalar  bile “duymamış gibi yapmışlardır” vicdanlarını rahatlatmak, ve gecelerini huzurlu geçirmek için. Kendilerini saklamak istemişlerdir karanlığın içine “görünmeyelim” diye.

Hani kaç gündür deyip duruyoruz ya “öyle bir çağ geldi” şöyle oldu, böyle oldu, ve insanlar çok zalim oldular, çok bencil oldular, ve hep kendilerini kutsadılar, ve çoğunun umurlarında olmadı dünyada  olup  bitenler diye. Artık kimseyi çok ilgilendirmiyor “her gün verilen” onlarca çocuk ölümleri, bu savaşlar yüzünden.

İşte her zaman söylemeye çalıştığımız gibi  “öyle bir çağ geldi” ne iyileri belli, ne kötüleri. Ne iman  edenleri belli, ne de iman etmeyenleri.  Ve şimdi bizler  öyle bir  “zalim çağın” mukimleriyiz ki, kalplerimiz anlayışlarımız ve de Müslümanlığımız çağın kendine benzer oldu. Gözümüzün  önünde “bütün ülkeler” savaşlara, savaş gemilerine, savaş uçaklarına, ve savaş silahlarına yatırım yaparken “savaşların getireceği acıları yıkımları ölümleri” bizde görmezden geliyoruz, ve diyemiyoruz savaşlara hayır diye.

Ve  öte yandan  “beyaz Müslüman dediğimiz adamlar” kendileri  için ve çocukları  için, kadınları için, yeni dünyalar yeni evler inşa etmeye çalışırken, ve bunu İslam adına yaptıklarını söylerlerken “soramıyoruz” o zaman bu çığlıklar da neyin nesi diye. 

Oysa savaş çocuklarının  “zalimlerin merhametsizliği sonucu” ne gidecek yerleri vardı, ne yiyecek ekmekleri, ne de ölürlerse gömülecek  toprakları. Ve böyle bir zamanda “Suriyeli  o kız çocuğu”  kendi tabutunun resmini  çizip  ve içine yatıp “ARTIK CENNETTE DOYA DOYA YEMEK YİYECEĞİM” diye yazmıştı, iki milyar iman ettiğini söyleyen  insanın gözlerine bakarak.

Sanırım  o minik aklıyla dünyaya, ve dünya ahalisine, ve ülkeleri idare eden liderlere bir mesaj vermek istemiştir kendi diliyle, kim bilir.

Ve o  küçük kız çocuğu  ailesine yazdığı mektupta annesine düştüğü notta “Bu benim vasiyetimdir –canım anneciğim” senden benim güzel günlerimi hatırlamanı, gülüşlerimi hatırlamanı, ve yatağımı olduğu gibi bırakmanın istiyorum” diye yazmıştı. Sahi şimdi Suriyeli annelerin çocuklarının yatağını toplamadan durabilecekleri bir yerleri bir evleri var mı?

Yine  ablası için düştüğü notta  “Ve sen ablacığım arkadaşlarıma de ki: O açlıktan öldü” Ve sonra ağabeyine “Ve sen abiciğim sen üzülme, ve hatırla ikimizin “biz açız” diye birlikte ağladığımız günleri.

Ey ölüm acele et, ve ruhumu al ki  “artık cennette  yemek yiyeyim” zira  ben çok açım. Ve ey ailem “benim için korkmayın, ben sizin yerinize de cennette  “yiyebildiğim kadar” yiyeceğim.

Evet aziz dost: Şimdi böyle bir zamanda yaşıyoruz. Zalimlerin hüküm sürdüğü bir  zamanda. Ve savaşların kutsandığı bir zamanda. Ve ölümlerin, aç ölen çocukların kimsenin çok umurunda olmadığı zamanda. Aslında “ben de” ne diyeceğimi çok bilen değilim. Ama biliyorum bu çağın günahkarındanız her birimiz.

                                                                                                                                                                                                                                        Mehmet  KAYA