Hani kaç günlerdir “hep” deyip diyoruz ya “sonra bir çağ geldi” diye. Ve bu çağın insanın ne hale geldiğini, nasıl bencil ve sorumsuz bir durama geldiğini, kendinden başka kimseleri düşünmediğini, ve sadece kendini akıllı sandığını anlatmaya çalışıyoruz ya. İşte içinde bulunduğumuz bu çağda “yani şimdiki zamanda” kim oldukları, kimin adına konuştukları, neden bu kadar konuştukları, ya da neden böyle yaptıkları, ne yapmak istedikleri belli olmayan” bazı hocalar, bazı kendilerini çok bilmiş sanan kimseler, bir duaya cennet pazarlayan zavallılar, kendilerinin hazırladığı “bir kefenle” insanı kabir azabından korunacağını söyleyen soytarı tipler. Yani Allah’ın dinini bir ticaret metaı haline getiren, ve bundan çıkar sağlayan garip tipler.
İşte bunlar kendilerine ait camilerde, kendilerine ait minberlerde veya kürsülerde “büyük paralar karşılığı çıktıkları” televizyon kanallarında din anlattılar, İslam’dan söz ettiler, Hazreti Muhammed Mustafa’yı anlattılar, Onun hayatından söz ettiler, hayatından kesitler sundular ahaliye, aç kaldığı zamanlarda karnına taş bağladığını ağlaya ağlaya anlattılar, ve Muhammed Mustafa vefat ettiği zaman “kendine ait kılıcının” bir Yahudi de buğday karşılı rehin olduğunu anlattılar. Ama bu doğruların yanına binlerce yanlış koyarak anlattılar, ve bu insanlar aslında hiç samimi olmadılar, ve umurlarında olmadı ümmetin çocuklarının nasıl savrulduğu bu karanlığın ortasında.
Onlar anlattıkça, onlar konuştukça hırsızlık yapanlar çoğaldı, uyuşturucu kullananların sayısı çoğaldı, ve küçücük çocuklar uyuşturucu kullanır hale geldi. Ve bu milletin kızları daha çok kirlendi eteklerinden, ama bunlar hep söz ettiler, içinde samimiyet ve içinde ihlas olmayan.
Ve onlar konuştukça “Müslümanlar, veya kendini Müslüman sananlar” dünyayı daha çok sevmeye başladı nedense. Onlar konuştukça daha çok para kazanma sevdasına düştü kimi babalar, ve kimi anneler kızlarını pazarlar hale geldi, ve ne ahlaktan söz eden oldu, ne de aç sabahlayan komşudan, ayağı çıplak çocuklardan sokaklarda.
Ama aziz dost: Sende biliyorsun “bu adamların her biri” en iyi şartlarda yaşadılar her zaman, en lüks evlerde oturdular, en pahalı arabalara bindiler, ve kendilerini hep ayrıcalıklı sandılar çoğu zaman. Ama ahaliyi sabır etmeye çağırdılar, iyilikten hayırdan söz ettiler kendileri yapmadıkları halde. Ve konuştukları “ümmetin çocuklarının çoğu” asgari ücretle bile iş bulamazken, ve kimi babalar akşamları evlerine ekmek götüremezken, kimi kadınlar birkaç dilim ekmek için kendilerini pazarlamak zorunda kalırken “bu adamlar” hep konuştular, hep bir şey anlattılar, bir şey söylediler “ama anlattıkları söyledikleri ve konuştukları” İslam değil kendi düşünce ve kendi tasavvurlarıydı. Yanlış şeyler mi söylüyorum yoksa?
Eğer bunların bunca zararı olmasaydı, ve ümmeti bu kadar yanıltmamış olsalardı “umurumuzda olmazdı” bunların nasıl yaşadıkları, ne söyledikleri. Ama ne edelim ki “böyle zamanlarda” bize de bir şey söylemek düşüyor. Ve ahaliye “ey ahali bunlar doğru söylemiyor” demek düşüyor. Zira bu hocaların her biri sadece kendi geleceğini, veya mensup olduğu gurubun geleceğini, kendi tarikatının varlığını, kendi cemaatinin ayakta kalmasını savunmaktan başka bir şey yapmıyorlar şimdilerde. Bundandır “bunların her biri” bir birlerini dinsiz olmakla, bir birlerini müşrik olmakla, bir birlerini yanlış yolda olmakla suçluyorlar, ve doğru olanın yalnız kendilerinin olduğunu savunuyorlar.
Ve çoğunun İslam diye bir dertleri yok. Dert edinmiyorlar ümmetin çocuklarının bir çoğunun ekmeksiz susuz yaşayışını ülkenin sokaklarında. Dert edinmiyorlar yoksulların nasıl yaşadığını, yoksul insanların ne yiyip içtiğini. Dert edinmiyorlar “bu ülkede” her gün üç beş kadının kocaları tarafından niçin öldürüldüğünü, ya da Suriyeli bebeklerin denizlerde neden öldüğünü.
Onlar sadece konuşuyorlar, onlar sadece yazıyorlar, ve konuştukça yazdıkça daha çok para kazanıyorlar, daha çok servet ediniyorlar, ve oğullarına kızlarına daha lüks arabalar alıyorlar. Ve son söz bunlar asla Muhammed Mustafa’nın dininden söz etmiyorlar, eder gibi yapıyorlar sadece. Yoksa böyle yarısı aç mı olurdu bu ümmetin. Yoksa böyle çaresiz mi kalırdı kimi babalar yanı başımızda?
Canımın acısı azalsın diye yazdım bunları. Yoksa onların nasıl yaşadığı, nasıl yalan sözler ettiği çok umurumda değil. Son söz itirazı olanlara hem kalbimiz hem de sayfalarımız açık. Binler selam yüreğinde ümmetin derdini dert edinenlere.
Mehmet KAYA