Çağımızda birileri kendini temize çıkarmak adına “veya” sorumluluktan kaçmak adına, ve bunlara bahane uydurmak adına ne derse desin “hatta biz dostum biz” kendimiz yine kendimize ne dersek diyelim, ve hangi teselli yolunu seçersek seçelim, hangi bahanelere sığınırsak sığınalım “ama bilelim ve unutmayalım ki” insan olmanın, insan gibi davranıp insan gibi hareket etmenin, her hangi bir sezonu yok, her hangi bir mevsimi de yok.
Yani insan “sorumluluğunun bilincindeyse” insan olmanın ne demek olduğunu anlayansa “hayatının” tüm mevsimlerinde bütün sezonlarda, insan gibi davranmalı, insan gibi hareket etmeli, ve insan gibi yanında olmalı başka insanların, insan gibi tutmalı düşen insanların elinden.
Hele zamanı gelsin dememeli, hele biraz param olsun fırsatım olsun dememeli, hele oğlanı kızı bir evereyim dememeli “veya hele” bir umreye gidip geleyim dememeli, eline geçen her fırsatta, her imkan anında “başka insanların, ihtiyaç sahiplerinin yetimlerin yoksulların yanında olmalı” ve bu olmayı kimsenin başına kakmamalı.
Ve bilmeli ki insan “başkalarının her elinden tutuşu” kendi elinden tutmaktır. Düşenin elinden tutup kaldırması kendini kaldırmaktır düştüğü yerden. Başkalarına yaptığı her iyilik “aslında” insanın kendine yaptığı iyiliktir. Zira bunun böyle olduğunu Alemlerin Rabbi olan Allah böyle diyor. Diyor ki Rabbimiz “sizin benim kullarıma yaptığının her iyilik, veya düştüğü yerden kaldırdığını her insan, ziyaret ettiğiniz her hasta, karnının doyurduğunuz her garip insan için “ben size bunların karşılığını” binler ile iade edeceğim, ve bütün bu amelleriniz hesap gününde hayır ve iyilik olarak karşınıza çıkacaktır. O zaman söyleyin “mevsimi veya sezonu mu olur?” insan olmanın.
Kısaca demeye çalışırsak “insan her daim her zaman ve her şartta” insan kalmalı, ve insan gibi davranmalı kainattaki bütün canlılara, insanlara dağlara taşlara bağlar bahçelere ve de kuşlara. Her daim insan gibi davranmalı ve insan gibi şefkatli olmalı bütün çocuklara.
Ve bilmeli ki “insan olmak bir ayrıcalıktır” eğer kıymetini bilirse. Özellikle içinde bulunduğumuz “bu zalim çağ” bu karanlık bu adaletsiz çağ daha bir değerli kılıyor insanı, insan olmayı, ve insan kalmayı. Eğer her kolu bacağı olan her gözü olan veya kulağı olan insan olsaydı “hiç bu kadar sefalet içinde olur muydu” içimizden başka bazı insanlar. Kimi çocukların karnı bu kadar aç kalır mıydı, ya da kadınları sırtından vurmak bu kadar af edilir olur muydu?
Ve bu çağın “en çok” insana ihtiyacı var şimdi ki zamanda. En çok merhamet sahibi insanlara, ve şefkat sahibi insanlara “en önemlisi” yüreğinde başka insanlara yer bulunduran insanlara ihtiyacı var.
Kısacası kardeşim! İnsan her daim bilincinde olmalı inan olmanın ne demek olduğunun. Ve her daim başka insanlara yer olmalı yüreğinde insanın. İnsan yüreğine binlerce hayır, binlerce iyilik sığdırabilmeli. Yoksullara yer olmalı yüreğinde insanın, yetimlere ve kimsesizlere. Barışa yer olmalı, ve her kesi sevebilmeli insan. Unutmamalı her kişi Allah’ın bir kuludur. Hani Mevlana’nın diliyle denir ya “yaratılanı sev yaratandan ötürü” her daim Allah’ın hatırını gözetmeli insan, asla kimseye kötülük düşünmemeli.
Ve dostum hayvanları sevmeli insan. Kedilere mama kuşlara yem atmayı ibadet sanmalı. Ve yine bilmeli ki “yeryüzünde her canlı veya cansız varlık” Allah’ı zikir etmekte. Dağlar dostum, dağlar bağlar bahçeler ağaçlar balıklar her daim Allah’ı zikir etmekte. Yani bunların farkında olarak insan gibi insan olmalı.
Selam olsun yüreğinde başka insanlara, yoksullara yetimlere, kimsesizlere, yolda kalmışlara “ve özellikle şimdilerde Suriyelilere” yer ayıran her bir insana.
Mehmet KAYA