Evet şimdi biz gerçekten Peygamberimiz Hazreti Muhammedi seven bir ümmet miyiz yeryüzünde? Gerçekten biz Onun yolunu takip edenler miyiz, sözünü dinleyenler miyiz yaşadığımız şehirlerde? Ne olur soralım kendimize "sahi" şimdi Onun söylediklerine uyan, yapın dediklerini yapan, yapmayın dediklerinden uzak duran bir topluluk muyuz yine yeryüzünde?
Hayır-hayır canınızı sıkmayın "ben böyle dedim, bu soruları sordum" diye, öfkelenmeyin de. Gerçi bazıları öfkelense de, bazılarının canı sıkılsa da "yinede" sorulması gerekiyor bu soruların, ve cevabı verilmesi gerekiyor nasıl vereceksek? Bir birimizin yanına varıp, selam kardeş deyip "bu soruları sormalıyız" bir birimize. Böylece bir birimizi inşa etmeliyiz insanca. İslam’ca inşa etmeliyiz bir birimizi. Yolunu aydınlatmalıyız bir birimizin, ve bütün insanlığın. Şehirler bizimle aydınlanmalı aslında. Ve yoksulların yüzü bizimle gülmeli her zaman. Yetimler yetimliğini unutmalı Müminlerin yaşadıkları şehirlerde, gerçekten Müslümanlarsa. Gönüllerimizde sevgi yığını taşımalıyız nereye varırsak.
Unutmayalım bizler "bir kardeşler topluluğuyuz yeryüzünde" bunun böyle olduğunu, böyle olması gerektiğini "bizi yoktan var eden, bizi terbiye eden rızıklandıran, bizi İslam’la izzetli kıldığını söyleyen Rabbimiz söylüyor bu sözleri, bilelim ve uyalım dinleyelim diye.
Rabbimiz diyor bize "bir birinizi sevmelisiniz diye. Rabbimiz diyor bir birinizin elinden tutmalısınız, düşen oldu mu elinden tutup kaldırmalısınız diye. O diyor bize ekmeğinizi paylaşmasını bilin diye. O anlatıyor kitabında "zalimler topluluğunun" ne kötü kişiler olduğunu.
Bütün bunlardan dolayı "bu soruları" sormamız gerekiyor kendimize. Sormamız gerekiyor ki "ne kadar yakınız" Muhammed Mustafa'ya, ve Onun hayatına ne kadar yakın hayatımız.
Ve bilmemiz gerekiyor "yalnız sözle" hiç bir şeyin olmadığını, hiç bir yere varılmadığını kuru- kuru sözle. Bilmemiz gerekiyor "sözün içinde iman yoksa" ihlas yoksa sözün hiç bir anlam ifade etmediğini.
İmanı olmalı sözün, sözün kitabı olmalı, ve ihlası olmalı. Adam gibi adam olmalı söz sahibi. Söz eden ölümüne Müslüman olmalı ki “itibar edilsin” sözüne.
Yoksa Peygamberin hayatından alıntılar yapmakla “ve bu alıntıları” bir masal gibi anlatmakla hiçbir yere varılmıyor. Peygamberin hasır üstünde yatmalarını anlatmakla bir yere varılmıyor. Onun hikmetini kavramalı insan, onun ne manaya geldiğini bilmeli. Gerekirse hasır üstünde yatmaya hazır mısın sen. Gel bunu söyle kendine. Yalnız kendine söyle bunu yeter.
Yoksa.
Yoksa masal dinler gibi alıntılar dinlemek bizi diri kılmıyor, bizi sağlam iman sahibi yapmıyor. Diri kalmanın değerini kavramak için “gerektiğinde” hasır da yatmaya razı olmalı bir Müslüman. Gerektiğinde aç kalmanın bir imtihan olduğunu da bilmeli.
Bir daha diyelim diyeceklerimizi.
Verdiğimiz her kararın içinde, yaptığımız her işin içinde, kazandığımız her paranın, edindiğimiz her servetin içinde Muhammed Mustafa olmalı. Hayatımız da O olmalı, evimizde O olmalı.
Hangi sözü edersek sözümüzün içinde O olmalı. Yoksa kendimizi aldatmaya, kendimizi kandırmaya devam edeceğiz “biz Müslümanlardanız” diye.
Gelin kendimizi yeniden inşa edelim, her yerde Muhammed’in eli olsun. Onun sözlerini koyalım yeni binanın her bir yerine. Ne dersin güzel kardeşim, ne dersin
Mehmet KAYA