Nasıl olsa bir gün "her birimiz" fazla geleceğiz dünyaya. Nasıl olsa bir gün her birimizi kapı dışarı koyacak yine bu dünya. Ne kadar seversek sevelim, ne kadar tutunursak tutunalım bizimde elimizi bırakacak. Kimsenin yalvarmalarına ağlamalarına "yapma etme" demelerine aldırmayacak. Yemin olsun “bir gün” hepimize bütün insanlara kıyacak dünya. Ve asla bakmayacak kimin zengin kimin yoksul oluşuna "hepimizi" kapı dışarı edecek. Hepimizin bir gün kapısında kalacağız dünyanın. Ne yorgan olacak üstümüzde, ne de yastık başımızın altında. Sahi “ne yaman bir haldir” o kalış?
Bakmayacak kimin nasıl pahalı arabalara bindiğine. Bakmayacak kimin lüks evlerde, veya yalılarda köşklerde villalar da oturduğuna. Bakmayacak, evinde kaç tane hizmetçi bulundurduğuna. Eşyalarını hangi önemli mağazadan aldığına da bakmayacak. Evet bir gün her kesi kapı dışarı koyacak bu dünya. Ne yalvarmaları fayda edecek insanın, ne de biriktirdiği serveti. Ne sahip olduğu makamın faydası olacak, ne de yanında taşıdığı korumasının.
Hiç bir bir banka müdürü kredi açamayacak işte o gün. Ve hiç bir siyasetçinin sözünün geçmesi de olmayacak. Asla torpil diye bir şey de olmayacak. Hatır gönül ilişkisi diye bir şeyden de söz edilmeyecek.
Anlamalı insan kendinin "aslında" bir hiç olduğunu. Yine anlamalı“hiç bir şeye” sözünün geçmediğini, geçmeyeceğini. Anlamlı ve bilmeli “sahip olduğunu sandığı” hiçbir şey insanın kendine ait değil.
Yaşayalım bakalım bu nasıl yaşamaksa. Tutunalım bakalım bu nasıl sevmekse dünyayı.
Buna yaşamak deniyorsa yaşa bakalım "ey insan!" sonrasında ne yapacaksın?
Ne yapacaksın kapının önüne konulunca?
Oysa “bilsek” ne çok günahlarımız var yanımızda. Ne çok ahlar taşıyoruz başkalarına ait. Ne çok çocuk öldürdü zalimler bizim zamanımızda? Ne çok hakları var üstümüzde hiç düşündük mü? Yaşadığımız sokaklar günah yığını "daha ne günah istiyorsun?" daha nasıl ben temiz adamlar listesindeyim diyebiliyorsun sahi?
Biz ki, dağları bağları bahçeleri harap eden bir nesiliz. Biz ki ağaçları kesen yerine beton binalar dikmeyi marifet sanan, ve kendini “çağın en akıllı” insanı sanan" yaratıklarız. Allah’ın verdiği her nimeti savuranlarız. Kendimizi kutsayanlarız. Biz olmasak “bu kentler olmayacak” san ki.
Oysa biz.
Kuşları öldüren, onları yemsiz bırakan susuz bırakan, bütün canlıların yaşam alanlarını tarumar eden merhametsizleriyiz yeryüzünün,hem de kendimizin iman ettiğimizi sanarak. Kendimizi kitabı bilenler sanarak.
Biz ki Muhammed Mustafa'nın "karıncalar ezilmesin diye" askerlerini başka istikamete yönlendirmesinden söz eden, bunları anlatan, anlatılırken hüzünlenen bir topluluğuz “ama” kendimiz canlılara acımayan, onlara yaşama hakkı tanımayan birer şefkat yoksunuyuz. Öyle değil mi?
Yalanın kötü olmasından söz edenleriz "ama" kendimiz hep yalan söyleyen insanlarız. Ticaretimiz yalan, dostluğumuz yalan, ilişkimiz iki yüzlü ve yalan. Ne sevdamız sevda, ne aşkımız aşk, ne sözümüz söz.
Allah'ın "yapmayın" dediği her şeye yeni kılıflar bulup onu yapanlarız. Diz boyu faiz, diz boyu fuhuş her yanımız. Her yanımız kir pas içinde. Ve sokaklar dolusu yoksul sağımız solumuz, umurumuzda bile değil.
Bütün bunlar yaşanırken “ve biz” hiçbir şeyden kendimizi sorumlu hissetmezken, ve hesap gününden söz ederken bütün kutsal kitaplar dünya "bizi kapı dışarı bırakmayacak ta" ne yapacak? Sahi sen ne düşünüyorsun bütün bu söylenenlere?
Unutmayalım.
Daha çok yalanı kandıracak hali kalmadı dünyanın. Daha çok günahı kaldırmaz bu yeryüzü. Ve biz daha çok başı boş bırakılmayız hesap vermeden.
Hazırlıklı olun.
Mehmet KAYA