VE BU SEVDA SİZİ CEHENNEME TAŞIR BEYLER.

Bu ülkenin en büyük sıkıntısı “devlette” görevli kişilerin lüks yaşama tutkusu. Lüks arabalara binme ve lüks evlerde oturma tutkusu. Bu tutku var oldukça “asla” düzene girmeyecektir bu ülke. Zira bu tutku yüz binlerce yoksulun, yüz binlerce yetimin hakkına el koymanın, gasp etmenin zalimane bir şeklidir.

Ben sıkıntısı dedim “ama demek istediğim” bu ülkenin ayıbı idi aslında. Ayıbı ve günahı, hem de çok büyük günahı.  Evet, ahalisinin “çok fazla bir kısmının” yine çok az bir gelirle geçinmeye çalışırken “hatta geçinemezken” asgari ücret denen “zalim tarifenin” bunca yetersiz olduğu bir zamanda “devletin  sunduğu  imkanlarını  ellerinde bulunduran adamların” çok fazla lükse düşkün olmaları, kendilerine verilen imkanları hovarda bir şekilde harcama alışkanlığı edepsizliği içinde olmaları “onların” utanmazlıklarından, vicdansızlıklarından, Allah korkuları olmamasından, hak hukuk tanımayışlarından başka bir şey değildir bence. Başkaca da bir izahı yoktur bu olayın bu utanmaz isteklerin. Bu yanlışlara “evet demek onaylamak” zalimlere arka çıkmaktır. Biz sözümüzü söyleyelim de varsın darılsın darılmak isteyenler.

Ülke ahalisinin “çoğunluk kısmı” zor koşullar altında hayatlarını devam ettirmeye çalışırken “bazılarının” bunca zalimane ve israf içinde yaşama sevdaları “ahalinin” hakkına ve ekmeğine el koymaktan başka bir şey de değildir. Ve bu alçak anlayışı İslam’ın yanına eklemeye çalışan kimi kişilerin“ bir de kendilerini Müslümanlardan olarak takdim etmeleri” İslam’a hainlik yapmaktan başka bir şeyde değildir, bunu bu şekilde not düşelim efendilerin önüne.

Tamam, ülkemizi temsil eden “çok daha yüksek makamları anlayışla karşılasak bile” mesela devletin en yükseklerinde bulunan Cumhurbaşkanlığını, Başbakanlığı bakanlıkları, yurt dışında bulunan büyük elçilikleri “anlayışla karşılasak bile” şu belediye başkanlarına, şube müdürlerine, birim amirlerine “ne oluyor, ve  bu kişiler kendilerini ne sanıyorlar ki?” bunca lüks bir yaşamın, rezil bir gösterişin peşinde koşuyorlar? Ahalinin bunca sıkıntısı apaçık ortada iken “bu yaşam biçimi” nasıl bir insanlıkla izah edilebilir?

Durup dururken bunları neden yazdım?

Aslında bunlar hep yazılmalıydı. Hep söylenmeliydi bu adamlara “yaptığınız bir alçaklıktır” diye. Yaptığınız bir utanmazlıktır diye. Gerçi “ne çok söylense de” onların bu sözleri duyacak vicdanları yok, kulakları zaten sağır kesilmiş bütün hakikatlere.

Görsel ve yazılı basında yazılıp söylendiğine göre “Düzce belediye başkanı” Mehmet Keleş beyefendi “Devletin  parası  ile” kendine 587 bin liraya Audi marka bir makam aracı almış. Ve bu pahalı makam aracına  ahali  tarafından verilen tepkiler karşısında “Başkan bey” kendini şöyle savunuyor.

Ne utanmazca bir savunma. Neymiş efendin başkaları toplantılara “böyle lüks” araçlarla geliyorlarmış. Ve kendisi Passat bir araba ile gittiği için morali bozuluyormuş, ondan bu arabayı almış. Nasıl ama? Morali bozulmasın, havası azalmasın diye bu kadar para vermiş yeni makam arabasına sayın başkan. Sanki babasının parası ile alıyor.

Şehirlerde “ev kiralarının” beş altı yüz liradan az olmadığı bu zamanda “asgari ücretli bir insanın canı sıkılmıyor” ama sayın başkanın canı sıkılıyor, morali bozuluyor fiyatı düşük bir arabaya bindiği için. Ve bu kişiler bir şehri yönetmeye talip oluyorlar ne kötü.  Ne talihsiz bir halk o şehir ahalisi “böyle” zavallı adamlar tarafından yönetildiği için. Eski arabası için fiyatı düşük dediğimize bakmayın, yazılıp söylendiğine göre o aracın değeri de 208 bin lira filanmış.

Demek istediğim şu ki: Bu zalim anlayış ülkenin bütün yetkililerinde var. Kim kendini bir makamın sahibi  görürse “yine kendini” çok önemli sanıyor. Kentin efendisi sanıyor kendini. Hatta kendini tanrı yerine koyanlar bile var.

Eğer ülkeyi idare edenler “yani belediye başkanları, kurum müdürleri birim amirleri, ve devletin kendi anlayışı” bu  zalim tavırlarından vazgeçmezlerse, ahalinin şartları umurlarında olmazsa “ve bu lüks araçlar”  bu halkın arasında dolaşıp durursa, ve elinde simitle karnını doyurmayan çalışan bir adam bunları görmeye devam ederse “kusura bakılmasın” bu acılar, bu öfkeler azalmayacaktır.

Kusura bakılmasın bu bir yağma etme anlayışıdır.

Ve bu anlayışın “hakim olduğu bir yerde” merhamet azalmıştır, insanlık azalmıştır, sevgi azalmıştır. Ve herkes bir başkasına “hırsız arsız utanmaz” gözüyle bakmaktadır. Ve şimdi içinde bulunduğumuz manzara budur. Eğer bu anlayış değiştirilmezse “yolun sonu” cehennemdir.

Mehmet  KAYA