VE İNSAN SADECE BİR MÜŞTERİSİ BU DÜNYANIN.

Öyle bir çağ geldi dayandı kapılarına insanların. Ve insan unutmak istedi kutsal kitapların ne dediğini. Unutmak istedi, Rabbin “sen dünyaya boşuna gönderilmedin” dediğini nedense. Unutmak istedi kendine sunulan bunca nimeti. Ve her şeyin kendiliğinden olduğunu sanacak kadar dünyaya daldı insan. Ve dünyayı her şey sandı, dünyayı kendinin sandı. Tutundukça tutundu, ve hiç düşmeyeceğini sandı “her gün” yüzlerce düşeni gördüğü halde.

Ve  çağımızda “insan” sadece  bir müşteri dünya da sanki. Bir mağazada alış veriş yapar gibi dolaşıyor sokaklarında yaşadığı kentlerin. Bu gündüzlerin, bu  gecelerin, bu yıldızların ay’ın, güneşin bir sahibi olduğunu, Onun emriyle hareket ettiğini düşünmüyor insan. Nasıl kendini dünyaya bir gönderenin olduğunu, kendine bir rızık verenin olduğunu “aldığı nefesin bile” bir sahibi olduğunu, ve kendinin hiçbir şeye gücünün yetmediğini düşünmediği gibi. Sayısal kumarlara umut bağladığı kadar Allah’a umut bağlayan olmadı  çağın  insanı. Allah’ı dinleyen değil artık çağımızda insan.

Çağın insanı bencil, zalim, kibirli ve iki  yüzlü. En çok kendine yalan söylüyor çağın insanı, en çok en yakınlarına yalan söylüyor, kendi eşine kendi çocuklarına yalan söylüyor. Kim itiraz ederse etsin, çağın gerçeği  ve karanlık yüzü bu. Bundandır evlenmelerden çok boşanmaların var olması. Hani bu insanlar “bir birlerini” sevdiklerini söylüyorlardı bir zamanlar,  bir yastıkta kocayacaklarına söz vermişlerdi. Artık sözün bir kıymeti yok, çağın insanın yanında.

İnsanın kendine seçtiği  birinci “görev” dünyada daha rahat yaşamak, daha çok kazanmak, daha çok  para, daha çok  servet sahibi olmak, daha güzel evlerde oturmak, daha lüks arabalara binmek, kadınına, ya da kadınlarına hediyeler almak, ve onların gözünde erişilmez olmak, kendini tanrılaştırmak. Ateşin yanı başında ateşi görmüyor çağın insanı.

Kendine ait  mekanlar edinmek “kimsenin ulaşamadığı” gerekirse kendini tanrı yerine koymak “başkaları kendine muhtaç olsun” diye.  Kendini yüceltmek, kendinin “vazgeçilmez” olduğunu ispatlamak.  Keyfi yerinde olursa  “arada sırada” yoksullara yetimlere birkaç kuruş vermek, kimi sohbetlere katılmak “ve bu davranışını” İslam, ya da dinden saymak gibi garip tavırlar içinde bu gün insan. İnsan kendi kötü sonunu “yine kendi” hazırlayan, garip bir varlık çağımızda.

En  iyi vasfı,  iyi tüketici olmak çağın insanın.  Durmadan tüketmek, durmadan yemek, durmadan para harcamak, evinin eşyasını değiştirmek, arabasını değiştirmek, her hafta sonu alış veriş yapmak “kendileri için” hazırlanmış AVM-lerde. Artık ezanlar çok umurunda değil çağın insanın, o kalbinin temiz olduğunu savunmakla dindar olduğunu sanıyor.

Eğlenmek, yeni evler yaptırmak, ve  yeni sevgililer edinmek “kendinin” daha güçlü olduğunu söylemek için başkalarına. Birde “varsa” görünmek arada sırada şeyhine.

Ve inancıdır çağın insanın “kimse bana karışamaz” demek. Evet o, hayatına kimsenin karışmasını istemeyendir. Tanrı bile karışmamalıdır ona. O nasıl isterse öyle davranmalıdır. Zira her şey onundur ona göre. Parayı kendi kazanmıştır, serveti kendi edinmiştir, ve o, istediği gibi davranma hakkına sahip olmalıdır kendi düşüncesine göre.

Oysa  Alemlerin Rabbi olan Allah “insanı” yaşadığı çağın başka insanlarından sorumlu tutar. Aç kalanlardan, çıplak kalanlardan ihtiyaç sahiplerinden sorumlu tutar. Denizlerin ortasında boğulanlardan sorumlu tutar, cesedi kıyıya vuran çocukların ölümünden sorumlu tutar. Ve derki Allah “Ey varlık sahipleri! sizin kazançlarınızda yoksulların, fakirlerin ihtiyaç sahiplerinin hakkı vardır” diye. Ve çağımız insanı “her daim” kavgalıdır Alemlerin Rabbiyle “sen benim işime karışamazsın” diye.

Ve bundan dolayı “yani insan kendi” Tanrının yerine konuştuğu günden beri, savaş alanıdır yeryüzü. Ve dünya ahalisinin yarsı açtır yine dünyanın bir yerlerinde. Ve Müslümanlık iddiasında olanlar kendilerini kandırmaktadır “bizde” Müslümanlardanız diye. Ama sofraları kimseye açık değildir, ve gönülleri.  Gönülleri kimseye açık değildir. Bundandır “en çok” gök delen evlerin gölgesinde sefalet vardır hem dünyada, hem de ülkemizde.

                                                                                                                                          Mehmet  KAYA