Daha demeyeceğim “bu yazı belalı” bir yazı diye. Artık belalı olsa da, belalı olmasa da yazmak durumundayız içinde hak varsa. İçinde hukuk varsa, içinde insan varsa, ve insanı savunma varsa, kardeşliğin inşası içinse söyleneler. Hele içinde anneler varsa “varsın kimin annesi olursa olsun” yeryüzünde “her anne” annedir bizim gözümüzde, her anne candır can içinde. Hatta dini başka bile olsa, ve mezhebi başka bir mezhep bile olsa “her anne” annedir “ölen öldürülen çocuklarına ağlarken arkalarından. Ve bu oğullar, bu kızlar “ne için ve neden ölürse ölsünler, niçin öldürülürse öldürülsünler “annelerin yüreği bir ağıt yurdudur” çocukları için.
Annelerin gözünde çocukları “hep oğullarıdır, hep kızlarıdır” ve aynı dilden ağlarlar anneler “ölen veya öldürülen çocuklarının ardından” dünyanın neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar. Ya da hangi ülkede yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi şehirde oturuyor olurlarsa olsunlar, aynı ağıtı yakarlar anneler. Ve dünya da en çok “anneler” anlarlar bir birlerini, bir birinin rengine bakmadan, dinin ne olduğunu sorgulamadan.
Fark etmez bir annenin nerede yaşamış olması. Zira aynı dilden ağlar anneler “hem İstanbul’da, hem de Diyarbakır da. Duymasını bilirsek, ve yüreğimizin “dinle dediği yerden dinersek” aynı ağıtı yakarlar anneler giden oğullarının kızlarının arasından. Aynı acıyla döverler dizlerini kırılıncaya kadar, ve göklere aynı acıyla bakarlar, duaları aynıdır yeryüzünün her yerinde. Ve yine “her anne aynı teslimiyet” ile sarılır sabrın ipine, yeryüzünün her yerinde. Aynı direnci gösterirler dayanılmaz olduğunu bile- bile zulme ve ölüme, ve hayatın dayanılmaz yanlarına. Ama bir başkadır bizim ülkemizde anne ağıtları, ve orta doğuda bir başkadır.
Yani “anneler” ağlarken kendi ana dillerinde ağlar görünseler de “aynı ağıttır” ölen, öldürülen çocuklarının arkasında söyledikleri. Hepsi “ah yavrum diyordur, ya da “beni bırakıp nerelere gidiyorsun?” diyorlardır “sözlerinin” duyulmayacağını bile- bile. Veya senin yerine ben ölseydin, sen kalk senin yerine ben gideyim” filan diyorlardır “kimisi Türkçe, kimisi Kürtçe, hatta İngilizce, ya da Arapça.
Ondan deriz “artık bu savaşlar, bu kavgalar, bu ölüm ve öldürme yarışlarına “bir son verilsin diye. Bundan deriz “artık barışın dışında” hiç biz söz duymak istemiyoruz diye bu ülkede “sözün sahibi” kim olursa olsun.
Yine deriz ki “Allah ve Peygamberi dışında” herkes söylediği sözde yanılabilir, bildikleri doğru olmayabilir, ve düşünceleri de doğru olmayabilir. Yanılmayan “bir olan Allah’tır” yalnızca, ve sözü doğru söz olan da ancak Peygamberlerdir. Daha nasıl anlatalım derdimizi, daha nasıl söyleyelim söylemek istediklerimizi, ve daha hangi dilden söyleyelim “bu savaşlar” bitmeli diye. Yüreklerinize nasıl dokunalım “bizi duyasınız” diye?
Artık yorulduk, çok yorulduk. Ülke yoruldu “ne zaman görecekler bunu” görmesi gerekenler?
Evet biliyoruz “bir ihanet” çemberinde ülkemiz. Ülkemiz hainlerin tasallutu altında bunu da biliyoruz.
Ama izin verinde soralım: Bu gün devlete isyan eden Kürt çocukları “bu hale gelirken devlet neredeydi sahi? Kırk yılı aşkındır savaşıldığı söylenen “bu cani örgüt” savaşın ve kavganın ortasına atılan bu kişileri, bu ölüm tacirlerini “nereden ve nasıl topladı” onları nasıl eğitti, ve nasıl ülkesini yakıp yıkacak hale getirdi böyle? Ve bütün bunlar olurken devlet neredeydi desek “günahımız çok mu büyük olur? Size göre.
Ve bu savaş günlerinde “birilerinin bilmek istemediği, ama bilinmesi gereken” kentlerin sokaklarına yığınak yapan, kendi evlerini yakıp yıkan, kendi ırkdaşlarını öldüren kişilerin anneleri “onların ölümlerine ağıt yakıyorlar” suçlarının çok olduğunu bile-bile. Günahlarının af edilmez olduklarını bile-bile. Zira annelerin çocukları, oğulları, kızları “onların canıdır” suçları çok büyük olsa da.
Ondan deriz “gelin barıştan söz edin, gelin bu katil, bu cani bu acımasız insanlarında” bu ülkede büyüdüklerini “ve savunduğunuz sistemin bu hale getirdiğini” düşünün, ve hatırlayın “ölen her oğulla bir anne de ölüyor, ölen her erkek kardeşle bir kız kardeşinde canı çıkıyor bu topraklarda. Anlatabildim mi?
Anlatabildim mi “söylemeye çalıştıklarım anneler içindir” zira her anne ağıt yakar oğullarının, kızlarının arkasından. Ve bu annelerin her biri bizim topraklarımızın anneleri “çoğu ağzı dualı, ve çoğu abdestli” olan.
Gerçi her anne “bir annedir” bizim gözümüzde. Daha sağlam anlaşılsın “ve birilerine anlatabilmek için” söz ettim dua ve abdestten.
Ey güç sahipleri, ey söz sahipleri, ve ey bu milletin başında olanlar. Gelin bu annelerin “göz yaşına” son vermenin yollarını arayın, barışın yollarını arayın. Unutmayın anneleri ağlayan, anneleri ağıt yakan, anneleri acı ile yaşayan “bir toplum” asla iflah olmaz. Bunun böyle olduğunu “söyler” bize ulaşan bütün kutsal metinler. Daha ne diyeyim ki?
Mehmet KAYA