Nasıl edipte söyleyelim, ve sizlere hangi dili kullanalım beyler “yeter” artık diye? Anlayın artık bu acılar bu ülkeye, bu topraklara çok gelir olurdu. Çok gelir oldu “bu ölüm, bu yıkım haberleri” ülkemize dair. Yani dayanılmaz oldu şimdilerde. Kolumuz kanadık kırık dolaşır olduk yaşadığımız kentlerin sokaklarında. Daha hangi bedeli istiyorsunuz bu ahaliden? Daha nasıl susmamızı istiyorsunuz bu acılara karşı? Hendek -hendek kazılan, ev –ev istila edilen şehirlerin durumuna karşı? “Araya sıkıştırılmış bir soru olarak kabul edin” sahi bütün bunlar olurken sizler nerelerdeydiniz? Nerelerdeydiniz “bu hendekler” bu zalim, bu cani bu insan düşmanı alçaklar tarafından böyle kazılırken?
Kent ahalisi tehdit edilirken, küçücük çocuklar dağlara kaçırılırken, veya örgütlere elaman yapılırken?
Sahi şimdi “bütün bunların böyle oluşundan” sizin hiç mi bir sorumluluğunuz yok? Hiç mi sorumluluğunuz yok örgütün böyle canavarlaşmasından, katil sürüsü oluşundan? Yapmayın beyler, artık size hiç inanasımız gelmiyor.
Ey söz sahipleri, ey yetki sahipleri, ve ey güç sahipleri! Ey bu ülkeyi yönetenler, yarınlarımız adına söz edenler durmadan. Gelin biraz durup “düşünüp anlayın artık” bu acılar, bu yıkımlar, bu yok oluşlar, bu ölümler, bu göçler, bu başını alıp gitmeleri babaların, bu gönül kırgınlıkları, bu göz yaşları ve ayrılıklar, bu ülkeye “yani bizim ülkemize” çok geliyor.
Çok geliyor bu acılar annelere. Ve başını alıp gitmeler babalara çocuklarının gözüne baka- baka. Babalar oradan oraya koşmaktan, oradan oraya taşınmaktan, bir şehirden bir şehre taşınmaktan çok yoruldu.
En acısı “bu vatan” yoruldu, ve topraklar yoruldu, ve dağlar kurşun sesi duymaktan yoruldu.
Çocuklar savaş ve ölüm haberlerinden çok korkar oldu.
Ve biz ülke ahalisi “boş masallar” dinlemekten yorulduk. Çok yorulduk “daha nasıl anlatalım” halimizi size? Uzaktan kumandalı yaşamaktan yorulduk. Yazalım buraya “kim nasıl anlarsa anlasın” HDP milletvekillerinin hokkabazlığından, soytarılığından, ve bu kadar alçak oluşlarından yorulduk, canımızı acıtmalarından yorulduk. Daha nasıl “bu savaşları, bu kavgaları, bu ölüm haberlerini, bu evlere hapis edilmeleri, bu hendek kazma şovlarını” istemiyoruz diyelim biz size? Hangi dilden “ ölümleri istemiyoruz, bu kardeş kavgalarını “ucuz adamların” kahramanlıklarını” istemiyoruz diyelim.
Ne yapacaksanız yapın “ama artık savaş istemiyoruz” savaş sözleri istemiyoruz “kim” söylemiş olursa olsun.
Ve kardeşler arasına “daha çok düşmanlık girsin” istemiyoruz. Anlayın artık.
Korku içinde “yaşamak istemiyoruz” kendi ülkemiz de. Artık bütün sözler buna göre edilmeli, kim edecekse.
Kardeşliğimiz daha azalsın istemiyoruz. Asla duymak istemiyoruz içi boş masalları, kim anlatırsa anlatsın.
Barıştan başka söz duymak istemiyoruz hiç kimseden. İman edenleriz “bir tek çocuğun ölmesi, öldürülmesi” hiçbir savaşın zafer ile sonuçlanmasına eş değer değildir.
Herkes barış için yollara dökülmeli. Bunu der bunu söyleriz şimdilik.
Mehmet KAYA