Meraklısına notumuz.
Bu gün sözlerimiz HDP genel başkanı olan Selahattin efendiyedir.
Sana diyorum Selahattin, kulaklarını aç “duy beni” sana diyorum bu gün diyeceklerimi, sözlerimin içinde ne varsa hepsi sana söylenmiştir bu gün Hani “bir zamanlar da olduğu gibi” bu günlerde yine sahnenin en orta yerindesin nedense? Bir ayağın Amerika’da bir ayağın Rusya’da. Anlaşılan hayli becerikli bir kişisin Selahattin. Keşke bu becerilerini bu gayretlerini, bu uğraşlarını Kürt halkının geleceği, o halkın barışı için harcama insanlığını gösterebilseydin.
Keşke diyebilseydin “Türk halkı ile Kürt halkı kardeştir” diye, ve bunun için gayret gösterebilseydin. Ama sen Selahattin/sen yalnız geleceğini düşündün. Sen beyaz adamların dolduruşuna geldin, ve sen kendini çok değerli sandın “Kürt halkının yanında” hiçbir değerin olmadığı halde. Ve sen de biliyorsun “sen ve yoldaşların” asla Kürt halkının değerlerini değer biliyor değilsiniz, ve her biriniz “beyaz adamlar nasıl yaşıyorsa” öyle yaşıyorsunuz. Yalan mı?
Ve son zamanlarda, bu hem savaş hem de barış günlerinde, ve ahalinin evinden barkından olduğu günlerde “o ülkeden bu ülkeye koşup duruyorsun” ve gittiğin her yerde “ilk yaptığın iş” kendi ülkeni şikayet etmek, hem de ülkenin en alçak düşmanlarına.
Biliyor musun Selahattin sen bu ülkeye, bu topraklara, bu Kürt çocuklarına, Kürt oğullarına Kürt kızlarına, ve Kürt annelerine yazık ediyorsun. Ve ülkenin geleceğine kast edenlere yoldaşlık ve arkadaşlık ediyorsun. Ve utanmadan Barıştan söz ettiğini de söyleyebiliyor sun bazı mahfillerde. Ve şimdi onlar seni çok seviyorlar Selahattin, seni çok el üstünde tutuyorlar ve sana “sen bir tanesin” diyorlar neden diyorlarsa?
Sahi sen “neden bu kadar” kıymetlisin bu ülkenin düşmanlarının yanında, dinin düşmanlarının yanında, Allah’ın düşmanlarının yanında. Sahi onlar ile “neden” bu kadar yakın dost olmayı becerebiliyorsunuz mesela. Mesela Rusya “neden” bu kadar çok seviyor seni? Neden Amerika da hep el üstünde tutuluyorsun son zamanlarda. Yoksa sende bizim bilmediğimiz anlamadığımız bir bilgelik mi var? Öyle bir şey varsa “bizde” bilelim Selahattin, biz de kendimize çeki düzen verelim Selahattin, ne dersin?
Söyleyeceklerimizi söylersek “sen” Kürt ahalisine yazık ediyorsun. Yazık ediyorsun barışa, ve ülkenin geleceğine. Yazık oluyor Kürt çocuklarına “neden savaştıklarını” bilmeyen. Neden hendek kazdıklarını, neden camileri yaktıklarını, okulları yaktıklarını. Sahi Selahattin “neden bu camiler yakılıp yıkılıyor sence, ve neden bu okullar yakılıp yıkılıyor. Neden hastanelere bomba atılıyor, ve neden kurşunlanıyor “hasta” taşıyan ambulanslar söyler misin?
Ve bil ki Selahattin “aramıza düşman tohumları ekmeye çalıştığınız” Kürt halkı bizim ezeli ve ebedi kardeşlerimiz. Ve bunun böyle olduğunu Allah söylüyor bize, Allah öğretiyor, anlıyor musun Selahattin. Ya da bu bağdan hiç haberin var mı? Ne dersin bu soruma acep Selahattin?
Evet Selahattin “sana düşmanım” demeyeceğim, ama “asla” seni sevmiyorum, ve yol arkadaşlarını da sevmiyorum. Nasıl sistemin yalanlarını kandırmalarını sevmediğim gibi. Yol arkadaşların Selahattin/ yol arkadaşların. Hani hayatlarında “Kürt halkının değerlerinden bir tanesini bile taşımayan” yol arkadaşlarını, yani kendini milletvekili sanan, ve Kürt halkı adına konuştuğunu söyleyen “ama” asla o halk gibi yaşamayan, onlar gibi iman etmeyen onlar gibi yüreklerinde güzellik taşımayan “ve her biri” kapitalizmin oyuncağı olan krallar gibi yaşayan, çocuklarını öyle yaşatan kişileri. Sahi bunların hangisinin hayatları yaşamları evleri Kürt halkına benziyor “söyleyebilir misin” Selahattin*
Sana sitem ve öfke doluyum Selahattin, ve kalbimin hiçbir köşesinde yer yok sana. Zir artık sizin her birinizin elleri kan lekesi.
Hani siz katil devlet diyorsunuz ya. Ama siz de katilsiniz be Selahattin, sizde ölümlerden çıkar umuyorsunuz her fırsatta.
Biliyor musun Selahattin? Önceden var olanlara “yeni bir çocuk ölümü daha eklediniz” son günlerde. Bir bebek öldü sizin aymazlığınız yüzünden. Bir bebek öldürüldü halasının kucağında. Ve siz ne derseniz deyin “bu bebeğin” ölümünden en çok siz sorumlusunuz
Birkaç gün önce öldürülen üç aylık küçük Miray’dan söz ediyorum. Hani ölümü üstüne her kesin bir şey söylediği “sizin bir başka devletin bir başka örgütün bir başka” bir şey söylediği küçük Miray’dan söz ediyorum. Şimdi sen “bu küçük kızın” ölüm çığlıklarını duyabiliyor musun Selahattin? Sahi “beni neden öldürdünüz” demelerini duyuyor musunuz toprağın altından? Seni bilmem ama benim kulaklarımda küçük Miray’ın çığlıkları. Durmadan “ben bu ölümü hak etmedim” deyip duruyor, sende duyuyor musun?
Ve bu tür cinayetleri “devletin üstüne atarak” kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? Burada kurtulsan bile “hesap gününde” boğazında olacak bebek Miray’ın elleri, haberin olsun. Zira siz hep savaş istediniz bu ülkede, hep ölüm istediniz, hep yalan söylediniz Kürt halkına, ve de Türk halkına. Yalan mı?
Ya Selahattin işte böyle. Artık bilinsin bu ülkede kim ölümden yanaysa, öldürenden yanaysa, katiller ile iş tutuyorsa “en azından hesap gününde” perişan olacaktır. Bunu bilmeni istedim sorumsuzca davranışlar sergilediğin bu zamanda. Bilmeni istedim “siz bu halkların” hainlerisiniz. Sen ne dersen de küçük kız Miray öldü Selahattin. Dedesi de öldü haberin var mı?
Ah be Selahattin…
Mehmet KAYA