Dün gece, dostum “dün gece” tahmin et saat 02 de, yani sevişme zamanı kimilerinin. Belki hırsızların en sevdiği saat 02, kim bilir? Ne kuş var ağaçların dallarında, ne insan var sokaklarda. Zehir renginde yağmur kokusu sokaklar, sokaklar gündüzden kalma günah kokusu, sokaklar çok yorgun. Sokaklar sefalet içinde “aç insanların” yıpranmış evi sokaklar. Bundandır “ne zaman ya da hangi gece sokaklara baksam” ümmetin aymazlığını görürüm, sorumsuzluğunu görürüm sokaklarda. Bakarım kardeşliğin bittiğini görürüm, ve insanlığın bittiğini. Ve halimizin duman olduğunu.
Okumasını bilirsen “eskimiş bir kitaptır” sokaklar insan için. Sokaklara dikkat.
Dün gece dostum, dün saat 02 mosmor bir gece işte. Toprak renginde yıldızlar, hangi yıldıza baksam, acı dolu bir hüzün içimde. Hüzün dostum hüzün Muhammed Mustafa’nın mirası bize. Binler selam ya Muhammed, binler selam sana. Şimdi ne kadar çok muhtacız senin aydınlığına, ne kadar çok ihtiyacımız var evlerimizde sofralarımızda sana. Biz çok kirlendik ya Muhammed, biz çok kaybedenleriyiz bu çağın.
Nerede yüzünde “hüzün dolu bir adam görsem” Onu hatırlarım ben. Nerde sürgün yemiş bir baba görsem “aklıma tek düşensin” ya Muhammed! Ve aziz dostum kimilerine göre “ben şairim ya hani” içimde binlerce korsan söz topladım dün gece. Yarısı kuşlara yazılmış şiirler ceplerimde. Bir yarısı evine kendi evine girmeye utanan babalara.
Kuşlar dostum biz kuşların bile yokluğunu hissedemeyen bir ümmetin bireyleriyiz şimdi. Oysa ne çok kuşları anlatmıştı Peygamberler bize. Biliyor musun “her yetim” bir kuştu Hazreti Muhammed Mustafa’nın yanında karnı doyurulması gereken, saçları okşanması gereken.
Ne imanımız imana benziyor, ne kitabın “ne dediği” umurumuzda şimdilerde.
Her birimiz ayrı bir oyunun oyuncularıyız içinde İslam olmayan.
Ne çok kandırıyoruz kendimizi, ne çok yalan söylüyoruz kendimize bile.
Dün gece bunları düşünürken dostum “binlerce ağıt birikti yüreğimde” ülkemize dair. Binlerce soru cevabı olmayan. Ülkemiz ki “bütün yeryüzü zalimlerinin, bütün din düşmanlarının, bütün insan düşmanlarının” göz diktiği, talan etmek istediği bir toprak parçası, yiğitlerinin en çoğunun toprak altında olduğu. Anlatmayı becerebildim mi?
Ne çok talan ettik ülkemizi. Ne çok alkış tuttuk talancılara. Şehirleri ne çok talan ettik. Sonra dağları, dereleri bağları bahçeleri ne çok yağma yaptık. Hem de mülk Allah’ındır diye-diye.
Evet, içimde binlerce ağıt “beni anlıyor musun?
Neden ayıplamaya kalkıyorsun beni, sahi neden? Neden “bu ağıtlar da nerden çıktı?” diyorsun neden?
Yani şimdi biz “kendini Müslüman sanan insanlar olarak “ağlamayalım da ne yapalım? Suriye’nin haline, Şam’ın haline ağlamayalım mı? Başka yaptığımız ne var ki? On binlerce Müslüman zindanlarda Mısır da “ne yapalım” söyler misin? Söyle ağlamayalım mı yüz binlerce Müslüman’ın öldürülmesine Dünyanın bir yerlerinde?
Çocukların öldürülmesine, annelerin öldürülmesine, babaların öldürülmesine ağlamayalım mı?
Beni hangi kıyama çağırdın da yanında olmadım. Ya da hangi direnişe çağırdın da gelmedim?
Neyse dostum “aklımca kahırlandım” sana.
Aklımca yüreğimi açtım işte.
Aklımca tut elimden dedim. Tutalım bir birimizin elinden dedim.
Farkında mısın çok düştük biz. Biz çok yenildik aslında
Peki suçlu kim?
Mehmet KAYA