TERCİHLERİMİZDİR BİZİ ANLATAN.

Herkes desem doğru olur mu bilmem. Ama çoğu kişi biliyor ki, çok karanlık çok fırtınalı, ve insanlığın “özellikle de Müslümanların” çok  kötü  savrulduğu  bir dönemden geçiyoruz. Ve şimdilerde kimin ne yaptığı,  kimin ne söylediği de çok belli değil.

Ve çoğu insan “yalnız bir şey söylemiş olmak için” aklınca bir hareket içinde olduğunu belli edebilmek için, durmadan  bir şeyler söylüyor ortaya. Söylemekle kalmıyor “söylediği şeyin” mutlak doğru olduğunu, yolunun doğru olduğunu iddia ediyorlar bu kişiler. Ve söylediği her şeyin doğru olduğunu sananlar “her daim” en çok yanılanlar, ve kendilerini kandıranlar olagelmişlerdir.

Ülkede kaç siyasi parti varsa “o partilerin her biri” her bir genel başkan, her bir parti sözcüsü “yalnız kendi yaptıklarının” kendi söylediklerinin, kendi düşüncelerinin “ülke adına” doğru olduğunu sanıyorlar. Sanmakla kalmıyorlar, sözlerinin “mutlak doğru” olduğunu savunuyorlar.

Ve daha başkalarını “ya hain ya beceriksiz” ya da başka bir günahla itham ediyorlar, yazık ediyorlar kardeşliğe. Yazık ediyorlar birlik olmasına insanın, yazık ediyorlar birlik olmasına Müslümanların. Yazık ediyorlar ümmetin birlik olmasına gösterilen gayrete.

Oysa siyasi partilerimizin her biri “iktidar olarak ve iktidarda kalarak” önce kendi alt yapılarını oluşturmak, kendi adamlarının dünyalıklarını çoğaltmak, kendi ailelerini,ve  yakınlarını akrabalarını sevindirmek için varlar, kimseler buna hayır demesin. Ve hiçbir siyasi parti mensubu “benim partim öyle değil” demesin. Ölümün ortasında dolaşırken bari haddimizi bilelim.

Zira bu ülkenin, ve ülkede yaşayanların “en kirli alışkanlığıdır” torpilli adamlardan olmak, torpille iş yapmak veya yaptırmak, torpille iş bulmak çocuklarına, veya yakınlarına.

Hiç kimse bir endişe taşımıyor bu işlere “Allah ne der?” diye. Ne soranımız var, ne araştıranımız, ne de huzursuz olanımız “bu işler Müslüman olmaya uygun mu?” diye.

Her birimiz kendi gemisini kurtarmanın peşinde şimdilerde. Her birimiz kendi partilerimizi kendi guruplarımızı, kendi cemaatlerimizi savunma arkasında durma gayretindeyiz “bu tavrımızın” Allah’ın rızasına uygun olup olmadığını düşünmeden.

Oysa iman etmiş adamlar olarak “bizim böyle kendi fikrimize kendi düşüncemize kendi tarafımıza göre” bir tercihte bulunma hakkımız yok.

Bize düşen “yaptığımız her işin, durduğumuz her yerin, koyduğumuz her bir tavrın, söylediğimiz her bir sözün, yaptığımız her bir eylemin” Allah’ın rızasına uygun olup olmadığını düşünmektir. İman ettiğimiz kitabın dediklerine uygun olup olmadığını gözden geçirmektir.

Bir yerde bir fikir beyan ederken “bu düşüncenin, bu fikrin” Allah’ın söylediklerine uygun olup olmadığını  gözden  geçirmektir bize düşen.

Yani tercihlerimizi “kendi çıkarlarımıza uygun olduğu için değil, Allah’ın dediklerine uygun olduğu için” yapmalıyız. Zira hak düşünmek, hakkın yanında olmak bunu gerektirir.

Oysa bu çağın İnsanı “ya da Müslüman’ı” şimdilerde her işi kendi aklının ve çıkarının doğrultusunda yaptığı için, tercihini bu yolda kullandığı için sefalet içinde yaşadığımız şehirler. Ruhlarımız koyu bir karanlık içinde farkında değiliz. İşimize gelmiyor Akdeniz’in kıyısına vuran her bir insan cesedi “bizim günahımız bizim suçumuz bizim ayıbımız demek.

Dünyaya sevdalanmak hoşumuza gidiyor. Lüks evlerde oturmak hoşumuza gidiyor,lüks arabalar binmek hoşumuza gidiyor. Ama canımızı acıtmıyor arka sokaklarda yaşayan insanların içler acısı durumu.

Gelin her birimizin tercihleri Allah’ın tercihlerine uygun olsun. Gelin yapıyor olduğumuz hesapların Allah’ın rızasına, Muhammed Mustafa’nın yoluna uygun olmasına dikkat edelim. Yoksa halimiz yamandır.

                                                                                                                                                    Mehmet  KAYA