Evet, sözüm sana gönül, gel aldırma kimseye sen kendi türkülerini söyle. Kendi türkülerini söyle, içinde aydınlık olsun, içinde kardeşlik olsun, içinde şiir olsun ülkemin kızlarına dair. Çocuklar ölmesin densin ne bileyim işte. içinde insana dair sözler olsun. Dağları bağları bahçeleri katledenlerden işgal edenlerden söz et. Söz et, dünya “yalnız benim olsun” diyenlerin hainliğinden. Onların doymazlığı yüzünden bu hale geldiğinden “söz et” ümmetin, ve onun çocuklarının. Onların bitmeyen hırsı yüzünden binlerce insanın denizlerde nasıl öldüğünden söz et.
Kendi türkülerini kendin söyle gönül. İçinde haksızlığa baş kaldırmak, doğrunun ve doğruların yanında olmak olsun. Biraz Medine biraz Mekke biraz Kudüs olsun “en yoksul” sözlerle söylenmiş. Katlanılacak acılar da olsa fark etmez, katlanırız gönül “yeter ki” Rabbimizi hatırlatsın bize, hesap gününü hatırlatsın. Uçsuz bucaksız sanılan dünyanın “küçük bir köy” olduğunu hatırlatsın yeter ki.
Baharlar koy içine, yağmurlar koy, biraz aydınlık, biraz ışık koy. Karlar koy toroslardan olsun, üşürsek üşüyelim. Üşüyelim ki “bilelim” dört mevsim üşüyenlerin neler çektiğini yaşadığımız şehirlerin sokaklarında. Açlığa nasıl dayandıklarını bilip öğrenelim ki “yok olan insanlığımız” geri gelsin.
Aldırma bu savaş bu ölüm günlerinde ileri geri konuşanlara, gelen şehit haberlerine “canımız acıdı” deyip sonra pikniğe giden iki yüzlülere aldırma sen. Sen kendi türkülerin söyle gönül, ama asla yenilme dünya ya, dünyayı mekan edinenlerden olma, ve sevdalanma dünyaya. Unutma müşrikliğe giden yol dünyaya sevdalanmaktan geçer.
Varsın bu dünya kimin olacaksa onların olsun. Kim oturmak istiyorsa bu akıllı evlerde onlar otursun. Ama sen unutma gönül “dünyaya tutunanlar” dünyayı Tanrı edinenler, dünyaya sevdalananlar asla iyi insanlar olamıyorlar bu dünya da.
Merhamet ve şefkat sahibi olamıyorlar. Yoksulları fakirleri sevemiyorlar, paylaşmanın, vermenin hazzının bilmiyorlar, ondandır onların merhametsiz oluşları canlılara, ağaçlara dağlara bağlara bahçelere, ve zeytin ağaçlarına.
Ve günün birinde “mesela böyle savaş günlerinde, ölüm günlerinde “en çok onlar korkuyorlar” en çok onlar tedirgin oluyorlar, en çok onlar sesini yükseltiyorlar rahatları bozulacak diye, ellerindeki servete bir şey olacak diye, yangının bir yanı kendilerine dokunacak diye.
Bundandır gönül: Sen kendi türkünü söyle içinde çocukların gülüşü olsun, hep birkaç dilim ekmek, birkaç zeytin olsun sözlerinin bir yerinde. İşsiz babalara iş olsun, umut olsun ülkemin kadınlarına. Ve gönül “bu kadar insan arasında, bunca “ben Müslümanlardanım” diyen adamların bulunduğu mahallelerde “bir lokma ekmek için” orospuluk yapmak zorunda kalan kadınların yarınlarına ait umut olsun mesela.
Kendi türkülerini kendin söyle gönül. Varsın dinlemesin kimse, varsın deliye çıksın adımız, varsın vardığımız her kapıdan kovulalım.
Ama gönül: Ölümü unutanlardan olmayalım, ve hesap gününü. Yoksulları fakirleri görmezden gelenlerden olmayalım, ve isteyene “Allah versin” diyenlerden olmayalım. Bilelim ve unutmayalım gönül “iman etmek” dertlenmektir yeryüzünde her insanı, her yoksulu, her göçmeni, her aç olanı, her çıplak olanı.
Unutmamaktır “gücümüz nisbetinde” yapıp yapmadığımızdan hesaba çekileceğimizi hesap gününde.
Mehmet KAYA.jpg)