SIRTIMIZDAN BIÇAKLANDIK.
Sonunda olan oldu “bir ülke” sırtından bıçaklandı, ve her yeri kan içinde şimdi. Kimse de sorumluluk almak istemiyor, ne ağlayanı var, nede tedavi olsun isteyeni. Yeni ölümlere hazırlanıyor gibi dağlar, şehirler yeni göz yaşlarına. Kim ne derse demiş olsun, hangi sesi çıkarmış olursa olsun partiler, siyasetçiler, sendikalar ve daha başka guruplar “her biri” yeni menfaat devşirme peşindeler, bizim bunu bildiğimizi kendileri de bilsinler.
Bundandır çoğunu ellerinde benzin dolu bidonlarla gidiyorlar yangının üstüne, daha çok yangınlar olsun, yangınlar daha çok büyüsün de “bunu” çıkarlarına kullansınlar diye. Başkalarının ne dediğine aldırmadan “kalbi acıyan bir adam olarak” ben söylemiş olayım da “kızacak olanlar varsa, gelip kızsınlar” biliyoruz hiçbir siyasi partinin “çok ta” umurunda değil memleketin böyle oluşu.
Hele içlerinden kimileri var ki “ülke daha çok yansın, daha çok acısın, daha çok ölümler olsun, daha çok şehitler gelsin” diye ellerini ovuşturuyorlar vicdansızca, utanmadan babalarının ölümüne ağlayan çocuklardan. Kıyamet kopsa onlar ölmeyecekler san ki.
Onların her biri için, hele bazıları için “bu ülke daha çok yanar, daha çok yıpranır daha çok tarumar edilirse” daha çok ölümler olursa, daha çok şehit gelirse dağlardan “sanki” hoşlarına gidecek. Ve bunlar “bu ülke insanını” kendilerince “geri zekalı sanarak” karşılarında bulunan daha başka partileri suçlayarak bir yere varacaklarını sanıyorlar. Yüreğimiz kuşatan bunca acı umurlarında olmuyor bu beylerin.
Evet olan oldu, ve beklenmedik bir şekilde sırtından bıçaklandı bir ülke. Ve şimdi her şehir, her köy her sokak kan kokusu ile yaşıyor Üst üste gelen şehit haberleri evlerin içini dışını kıyamet yerine çeviriyor, annelerin feryadına çocukların göz yaşlarına gökler bile dayanamaz halde, suçlusu kim?
Suçlu yalnız Ak parti mi?
Suçlu onların söylemeye çalıştığı gibi “yalnız” Cumhurbaşkanı mı?
Geçin bunları. Şimdi herkes duysun herkes bilsin. Bu ülkenin bu hale gelişinde, karanlığın üstümüze çöküşünde, şehirlerin yakılıp yıkılmasında “her bir siyasi parti” aynı oranda suçlu. Ben bunun söylemek durumundayım. Hatta mecliste olmayan partiler bile. Sivil kuruluş temsileri odaları bile.
Böyle alçaklık mı olur? Türkiye Barolar birliği açılış yapıyor,yapılan bütün konuşmalar ülkenin Cumhurbaşkanına küfür ve hakaret etmekle geçiyor, bu ne rezilliktir? Ne olduğu belli olmayan bir cemaatin yayın organlarında Ülkenin Cumhurbaşkanı içim “yezit” deniyor kimsenin umurunda değil, ve kimse “bu kadar da olmaz” demiyor, hatta seviniyorlar için için.
Malum cemaatin yayın organları “Ülkede basın özgürlüğü yok” diye inletiliyorlar yerleri gökleri, ve sahibi oldukları kanalların her birini. Ülkede ne kadar Allahsız ne kadar dinsiz, ne kadar vicdansız namussuz ve ahlaksız varsa onların kanallarında “milletin tercihi ile” alay etmekteler.
Ve bunca rezilliğin ortasında “mhp lideri bahçeli” binlerce kişiyle Cumhurbaşkanlığı köşküne yürümekten söz etmekte çok yazık. Bu sağlıklı bir aklın ürünü olmayan bir düşünce, bunu ona biri hatırlatsın.
Sevelim sevmeyelim “Tayyip Erdoğan” bu halkın yüzde elli ikisinin oyunu alarak Cumhurbaşkanı olmuştur, ve herkes bunu saygıyla karşılamak durumundadır.
Hem bilen ve anlayan var mı “Bu m h p ve onun sayın lideri” ne yapmak istiyor. Yani şimdi biz Kürtleri bu ülkeden çıkaracak mıyız?
Beyler geçin bunları. Anlayın artık kimse “başka kimseden” daha çok üstün değil bu ülkede. Ve kimse daha çok hak sahibi değil, bir başkasından. Bize düşen Allah’ın mülkünde kardeşçe ve barış içinde yaşamaktır. Ve yapacağımız işleri söyleyeceğimiz sözleri ona göre ayarlamaktır. Barıştan ve kardeşlikten başka bir çıkışımız yoktur anlayalım bunu. Türkiye’nin düşmanlarını ile birlik olmayalım. Küçük çıkarlarımız için bu ülkenin sırtından bıçaklanmasına katkıda bulunmayalım. Bulunmak isteyenlere yaptıklarının doğru olmadığını söylemekten geri durmayalım.
Mehmet KAYA