TERCİHLERİMİZ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLMASA BİLE.

Evet bu hayat yolunda, bu dünya misafirhanesinde, bu bozuk sistemde, ve de bu zalim çağda “kendimizle alakalı, hayatımızla alakalı, ya da dinimizle alakalı, ülkemiz ile alakalı “bilerek, ya da bilmeyerek” yaptığımız doğru, veya yanlış tercihlerimiz “çoğu zaman” bizim için  önemli  gibi  görünmese bile “unutmayalım” bu  ablukaya alınmış “kendimizden çok” başkaları adına yaşadığımız hayatımızda, kalbimizin temiz kalması adına, rüyalarımızın temiz olması adına, yüreğimizin kirlenmemesi adına, hele  “bu ülkede” insan kalmak adına, böylesi karanlık günlerde, savaş ve kavga  günlerinde, zalimlerin hainlerin her köşe başını tutmuş olduğu günlerde” ümmetin çocuklarının bir kısmının sürgün yediği günlerde, yaptığımız her tercih “bizi ya selamete, yada felakete” götürecek bir karar olacaktır. Kararlarımızı  alırken “bütün bu hesapları”  göz önünde tutarak almamız gerekiyor. İnsanın kendini sorumlu hissetmesi bunu böyle gerektirir.

Onun için “her daim” başka-başka tercihler yapmak zorunda olduğumuz “”şimdi ki zamanlarda”  hayata dair yapacağımız tercihlerimizin getirisine götürüsüne çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bir Müslüman olarak “bu tercihlerimizin” bir sorumluluğu olduğunu, bir bedeli olduğunu asla unutmamız gerekiyor. Fakat bilmemiz gerekir ki “insanın doğru tercih yapabilmesi için” durduğu yerinde doğru bir yer olması gerekiyor. Eğri ve de  yanlış bir yerde duran  kişi “asla” doğru bir tercih yapamayacaktır. Bütün çağlarda bu böyle olmuştur. Ve insanlık yanlış yerde duran kişilerin “yanlış tercihleri” neticesinde hep felakete sürüklenmişlerdir. Kuran bunu bize uzun-uzun izah eder anlayanlardansak anlarız.

Durduğumuz yerden “geriye dönüp bir bakarsak” geçmişte halk olarak, bu ülkede yaşayanlar olarak  “başımıza ne gelmişse” hangi bela ve sıkıntı ile karşı karşıya gelmişsek ve  Müslümanlar olarak hangi sıkıntıyı yaşamışsak “bu sıkıntılar” yaptığımız yanlış tercihlerin bize yanlış olarak  geri dönmesi olmuştur.

Doğru yerde durma, doğru tercih yapmadan muradımız  ne olduğu  sual edilirse: EL-CEVAP.

Doğru tercih, ve doğru  yerde  durmanın karşılığı “durduğumuz yerin Allah’ın rızasına uygun olup olmadığı şeklinde anlaşılmalıdır. Yani Müslüman ahalinin bir ferdi olarak, Allah’ın (C C HU)  bize “kulum burada durmalısın” dediği yerde durmayı becerenlerden miyiz? Biz ona bakalım.

Sonucun nasıl karşımıza çıkmasını umursamadığımız, ya da hafife aldığımız tercihler aslında” her daim” insanın başını  büyük sıkıntıya sokmuştur. Büyük yıkımlar yapmıştır, acı içinde koymuştur tercih yapanı, tercihini yanlış yapmışsa. Kimi tercihler insanın çok canını acıtmıştır. Kimi tercihler başkalarına mahcup etmiştir insanı, Allah’ın karşısına çıkamaz hale sokmuştur, azıcık utanması ve  hayası kalmışsa.

Çıktığı yolda çok yorgun düşmüştür. Yolun sonu gidilmez olmuştur. Yolun sonunda karanlığa düşmüştür. Çıkmaz sokaklarda dolaşıp durmuştur, kimi zamanlar “tercihini” yanlış yapan kişi. Gidilmesi gereken “her yol” yarım kalmış, başladığı çoğu iş  ya yarım kalmış. Başladığı  “her eylem” insanı çoğu zaman pişman etmiştir, eğer  tercihini yanlış kullanmışsa. Yani tercih yaparken “buna Allah ne der?” diye sorup tercihini o doğrultuda yapmamışsa.

 Belki  “bundan da ne çıkar?” diye, yaptığımız yanlış bir tercihimizin bizde, evimizde ailemizde, hayatımızın diğer alanlarında “açtıkları yaraların” çok farkında olmayabiliriz. Ama düşmanlarımızın her biri  “bizim yanlış yaptığımız her tercihleri” yine kendi aleyhimize, ülkemizin aleyhine, değerlerimizin dinimizin imanımızın aleyhine “kullanmasını” çok iyi  becerebiliyorlar, ve becerdiler de. Ondandır artık her halimizle düşmanlarımızı, dinimizin düşmanlarını, ülkemizin düşmanlarını taklit eder olduk. Her halimizle biraz Avrupalıyız artık, çocuklarımız en çok onların çocuklarına benziyor, evlerimiz en çok  onların evlerine benziyor, ve onların hayat şartlarına uygun. V

Ve düşüncesizce yaptığımız tercihlerimizin sonucu olarak  “bu gün” bütün değerlerimizden, bütün kutsallarımızdan, dinimizden imanımızdan kitabımızdan, insanlığımızdan, İslam’ı anlama biçimimizden, kardeşliği anlama duygusundan, infak ve ihsan alışkanlığından tavizler vermemize, ve her şeyimizin azalmasına, bereketsiz kalmasına neden olmuştur.

Her şeyimiz azaldı. Önce insanlığımız azaldı, imanımız azaldı, sofralarımızın bereketi azaldı, selamımız azaldı. Daha ne olsun?

                                                                                                                                                                                                                                                      Mehmet  KAYA