Hani kimi kereler deyip dururuz ya. İnsan durduğu yerin değeri ile anlaşılır diye. İnsan durduğu yerin değeri ile kıymet bulur. İnsan durduğu yerin rengini yansıtır hayatına. Durduğu yer karanlıksa karanlık aydınlıksa aydınlık yansıtır. Durduğu yerde bereket varsa, bereket yansıtır, bereketli sözler eder. Yaptığı her işte hayır vardır, durduğu yerde, söylediği sözde, hayır ve iyilik vardır. Karanlıkların sabahı yakın olur o zamanlar.
Aslında partilerde böyledir, hatta cemaatler, guruplar dergiler gazeteler konuşanlar yazanlar söyleyenlerde aynı şekilde “nerede duruyorlarsa” oranın rengini alırlar, ve oranın sözcülüğünü yaparlar. Yani nerede duruyorlarsa “durdukları yer” ne kadar insana uzaksa veya yakınsa “o rengi” yansıtırlar etraflarına. Yüreklerinde ne bulunuyorsa onu boşaltırlar. Bu dolu-dolu sevgi de olabilir, dolu-dolu kin ve öfkede, hatta düşmanlık ta olabilir.
Bu sözlerden sonra, gelmek istediğimiz yere gelir ve yüreğimizdeki söylersek “90 yıllık bir geçmişi olan Cumhuriyet Halk partisinin” durduğu yer “asla bu millete hayır ve iyilik getirici” bir yer değildir. Bu doksan yıl önce de öyleydi, şimdi yine öyle. Bu partinin bu ülke ahalisinin hayrına ve iyiliğine ettiği tek söz olmadı hiçbir zaman. Yalandan halktan yana görünmek istedikleri zaman bile beceremediler bunu. Her daim açık ettiler niyetlerini, her daim belirgin ve anlaşılırdı kalplerindeki karanlık.
İlk başta “bu partiyi kuranların” gerçek anlamda “ana hedefleri, yapmak istedikleri, ahaliye söylemek istedikleri “bize biraz anlaşılmaz olsa da, ya da anlaşılır” onlar bunu hep hep başka bir yüze sundular halka sunacaklarını. Görünen yüzü ile bu parti “her daim” bu ülkenin var olan gerçeklerine, var olan değerlerine, dinine imanına kitabına, hatta geleneklerine ve alışkanlıklarına düşman olmayı, yabancı kalmayı “kendine bir yol olarak” çizmiştir. Ve bu yolun sonunda halkın kendilerine teslim olacağını, kendilerini onaylayacaklarını, yaptıkları zulümleri kabul edeceklerini sanmışlardır. Yani her dönem de ahalinin cahil ve saf olacağını düşünüp durmuşlardır.
Ve sanıyorlar ki “bu ülke ahalisi, bu halk ve Müslümanlar” o partini yaptığı onca zulmü unuttu sanıyorlar. Bir zamanlar binlerce caminin kapatıldığını, ya da başka işlerde kullanıldığını, kimi camilerin satıldığını, hana hamam çevrildiğini, hara yapıldığını unuttu sanıyorlar. Bu ülkeyi on sekiz sene ezan sesine hasret bırakan “san ki o parti değilmiş gibi” konuşup duruyorlar halka özgürlük filan diye. Bu ülke insanın dinini elinden almaya çalışan, kitabının yok etmeye çalışan “o parti değilmiş gibi” yine konuştukları zaman mangalda kül bırakmıyorlar.
Daha “dün gibi” 28 Şubat zalimlerinin yanında duranlar, onları alkışlayanlar, ve onlara destek verenler, binlerce kız çocuğunu mağdur eden üniversitelerin yanında durup, destek verenler “bu Cumhuriyet Halk partisi değilmiş gibi” her türlü yalanla, her türlü iftira ve planla yine ortalıkta konuşup duruyorlar bunca günahlarına bunca zulümlerine rağmen.
Genel başkanlığa bir seks kaset ile gelen, ya da getirilen kemal Kılıçdaroğlu “bu nasıl bir utanmazlıksa” gene ahlaktan namustan ve erdemli olmaktan söz ediyor. Bütün utanma ve sıkılma duygularından uzaklaşarak, edebi ve nezaketi hiçe sayarak “halkının başına, yine o halkın yüzde elli ikisinin oyu ile gelen bir Cumhurbaşkanına” hakaret etmeyi siyaset sanarak. Yani yine eski hamam, eski tas Cumhuriyet halk partisi. Yoksa nasıl bilmezler Cumhur başkanına söylenen her kötü söz, edilen her hakaret onu seçen halka yapılmıştır.
Ama onlar için fark etmez. Zaten onlar bu halkı hiç sevmediler, bu halka hiç saygı duymadılar. Son zamanlarda bir daha anlaşıldı ki “asla” duyacakları da yok. Bundan deriz “bu parti” bu güzel ülkenin ağır bir imtihanı. Umarım bu imtihanı bu halk bu ülke kazanır, ve bir gün bu partiden kurtulur.
Mehmet KAYA