TAŞI DENİZE ATMAK, YA DA……….?
Daha çok karanlık adamların “söz sahibi” olduğu bu dünya da, denizlere taş atan çocukları sevdim hep, bir de soru soran çocukları babalarına. Bazı zamanlar “babaların” cevabını veremeyeceği sorular sorar çocuklar babalarına. Allah “nerede der” mesela. Elbette “her yerde der” babalar. Der de inancı tam değildir, ve imanı kavi değildir. Allah’ın her yerde olduğuna inana bir adam, Allah’ın her şeyi bildiğine ve gördüğüne inan bir adam “her yerde” Allah’ın gözleri önünde günah işler mi hiç? İnsanlara yalan söyler mi, çocuklarına yalan söyler mi, aldatır mı kadınını, başka bir kadınla, eve taşıdığı ekmeğin “mutlak helal” olmasına dikkat etmez mi hiç?
Demek babalar çocuklarına “Allah her yerde, ve her zaman bizi görüyor, ve bizi işitiyor” derken samimi değil, denize taş atan çocukların babaları. Yani çağımızın babaları çocuklarını aldatarak, onlara yalan söyleyerek, onların annelerini aldatarak büyütüyorlar. Öyle değil mi sizce, sizce babaları masum mu çocukların. Kim bilir çocuklar “babalarının” günahlarını da bu kadar mutlu oluyorlar denize taş atarlarken.
Aslında denize taş atmak, ve taşın indiği yerden binlerce dalganın “bir birini takip ederek” büyümesini görmek, şahitlik etmek “sanki” Allah’ın ezeli ve ebedi kudretini seyretmek gibi bir şey bilenler anlayanlar ve imanı kavi olanlar için. Bunu yaparken dünyanın karanlık sıkıntılarını arkaya almak, ve “Rabbim!” sen en büyüksün, sen çok büyüksün,ve sen bütün güç sahiplerinin de Rabbisin” demektir kim bilir? Kim bilir öğretilmeyen bir dille konuşma şeklidir denize taş atmak, kim atarsa atsın, ister çocuk, ister çocuğun babası. Veya günaha boyanmış bir kadın atsın “denize taş atmak” ben yıkanmaya geldim, ben senin gücünü gözümle görmeye geldim demektir. Musa olmaktır denizlerin kıyısında. Evet denize taş atan çocukları, denize taş atan adamları, denize taş atan kadınları hep sevdim ben. Zira biran bile olsa “dünyanın” karanlığından uzaklaşmaktır denize taş atmak, ve seyretmektir Allah’ın gücünü en yakınında.
Denizler bizim turi-sina’mızdır.
Gerçi çocuklar denize neden taş atarlar, ne hissederler o taşları atarken, ne düşünürler, kaçıp gitmeyi düşünüyorlar “bu şehirlerin” karanlığından, sokakların günahlarından, ve büyüklerin umursamazlığından, biliyor değiliz.
Bildiğimiz tek şey “denize taş atan çocuklar” o taşı atarken mutlu olmaları, sevinmeleri yüzlerinin gülmesi ve kendine dair umutlarının çoğalması, azaltmaya çalışmaları babalarının günahlarını.
Aslında denizler Allah’ın kudretini ve gücünü seyrettirir insana. Taze baharlar, taze umutlar, taze sevdalar ve aşklar taşır insana. Anlarsan dilinden “İbrahim olduğunu, Musa olduğunu Yakup olduğunu” söyler insana. Ve der ki insana “haline şükret” Allah’ın o peygamberleri neler çekmediler bu dünyada, başlarına neler gelmedi, ve bu insanlardan “neler çekmediler” der. Nuh Peygamberi anlatır bize.
Masallarda denir ki “denize taş atan birisine” deniz cevap verirmiş ve gelir dayanırmış adamın ya da çocuğun çenesine kadar “ne istiyorsun?” benden diye sorarmış. Ama insan bu “kainatta” her şeye kulağını tıkadığı gibi “denizin bu sualine de kulağını tıkıyordur” kim bilir.
Eğer duysaydık taş attığımız denizlerin bize dönüp ve çenemize dokunup “ey insan ne istiyorsun?” benden dediğini, cevap verebilecek bir söz bulabilir miydik sizce?
Yalnız denizler mi “dağlar taşlar dereler ırmaklar, ekin tarlaları bağlarımız bahçelerimiz, beton binalar yapmak için kalbine beton kolanlar sapladığımız topraklarımız “vallahi” her zaman, her an “ve biz onları harap ettikçe” biz onların kalbini kanattıkça bize dönüp, ey insan “sen benden ne istiyorsun?” diye soruyorlar. Biz duymuyorsak manevi duygularımızın çok kirlenmesindendir.
Gelin yeni taşlar atalım denizlere, Allah’ın kudretini bir daha, daha çok kere, anlamaya bilmeye çalışalım. Gelin umut atalım denizlere “ümmetin çocuklar” aydınlığa çıksın diye, ve içine dua kayalım.
Notumdur: Seçimden kalma yorgunluğumuz gitsin diye “böyle” bir deneme yazılmıştır.
Mehmet KAYA