Benim ne dediğime ne söylediğime aldırmadan “gelin hep beraber” bu işlerin neden böyle olduğunu, dünyayı neden hep zalimlerin alçakların kafirlerin yönettiğini, neden onların söz sahibi olduğunu, bu oyun kurucuların nasıl böyle hem başarılı, hem de utanmazlar olduğunu “bir birimizi kırmadan, sen ben demeden” ve bir birimizi anlamaya çalışarak “çözmeye çalışalım, anlamaya çalışalım” bakalım başarabilecek miyiz?
Anlaşabilecek miyiz insanca, ya da kardeşçe? Bir cevabımız olacak mı neden en çok “Müslüman olanlar” öldürülüyor yeryüzünde? Neden Müslümanların çocuklarının kadınlarının ölümünü seyrediyorlar yeryüzü zalimleri sahi? Neden Müslüman ahali insan yerine konmuyor, onların çocuklarının ölmesi arzu ediliyor? Neden hep biz ezilenleriyiz yeryüzünün, veya sömürülenleri? Gelin soralım hem kendimize, hem de bir birimize. Soralım, ve sorularımızın cevabını bulmaya çalışalım ki “daha çok” yenik düşmeyelim bu zalimlere, daha çok kanmayalım “içimizden kimi” soytarıların dediklerine.
Biz bunu yapanlar olmazsak, zalimlerin zulmüne ses çıkarmazsak, kardeşlerimize sahip çıkmazsak “zalimler, yeryüzü katilleri” daha çok isteyecekler Müslümanların ölmesini, öldürülmesini, daha çok yoksul ve aç kalmasını “hem de” bize barıştan söz ede ede.
Ya da anlatmaya çalışılalım bir birimize “bu kafirlerin” ne kötü alçaklar topluluğu olduğunu. Her birinin ellerinde Müslüman ahalinin kanı olduğunu, her birinin birer hırsız, birer sömürgeci olduğun. Her birinin “soysuzlar topluluğunun” birer ferdi olduğunu. Zira bu kafir işlerine “bir insanın tek başına” aklının ereceği yok artık şimdiki zamanlarda.
Farkında mısınız hep onlar konuşuyor, kimlerin nasıl öleceğine onlar karar veriyor, kimlerin sürgününe gitmesine onlar karar veriyor. Onlar işgal ediyorlar kendi istekleri doğrultusunda bazı ülkeleri. Kaddafi’nin ölüm emrini onlar veriyorlar. Yine onlar karar veriyorlar Suriye Deccal’inin ne yapması gerektiğini. Nasıl yaşaması gerektiğine onlar karar veriyorlar, umurlarında değil 400 bin insanın öldürüldüğü. Umurlarında değil 12 milyon Suriyeli insanın vatanlarından edilmeleri.
Onlar yazıyor, onlar oynuyor “biz ya seyircileriyiz bu senaryonun ya da alkış tutucuları, sözde Müslümanları yine bu dünyanın.
Hepimizin bildiği rezil bir gerçek.
Dört yılı aşkındır Suriye de bir insanlık tredecisi yaşanıyor, bir insanlık kıyımı, ve bir Müslüman kıyımı yaşanıyor dünya insanlığının gözü önünde. Var olduğu söylenen 8 milyar 9 milyar insanın gözü önünde. Yüz binlerce kilisenin, yüzbinlerce caminin havranın veya başka mabetlerin varlığının söylendiği bir dünya da.
Bunları böyle söylemezsem “hangi dille” söyleyeyim? Nasıl anlatalım gerçekleri bir birimize?
Şimdilerde bu zalimler, bu savaş azmanları “kendilerince” Suriye de barış olsun istiyorlar. Hepsinin burnunda petrol kokusu kan kokusu, ama umurlarında değil.
Cenevre de toplanan “bu kafirler topluluğunun” hiç birinin gündeminde öldürülen yüz binlerce çocuk, yok, öldürülen kadınlar yok, yarım kalmış babalar yok, ve çadırlara sığınan insanların “ne yedikleri ne içtikleri” de yok. Her biri kendi hisselerine ne düşecek onun peşindeler. Her biri daha çok nasıl silah satabilirim hesabında aslında. Bundan diyorlar “daha bu görüşmeler” en az altı ay sürer diye. Ama zalime “sen silahlarını sustur, sen insanları öldürme” demiyorlar. Bari bu altı ay silahlar sussun da demiyor hiç biri. Bir birine düşman sandığımız Amerika ve Rusya Türkiye’nin büyük belası olan PYD denen örgütü birlikte destekliyorlar, birlikte silah veriyorlar.
Kusura bakılmasın “içimden geçenleri söylemek durumundayım” bu iki kafir devlet birlikte düşmanlık ediyorlar ülkemize. Birlikte Erdoğan gitmeli diyorlar. Ama onların “gitmeli dediği” Erdoğan bu ülkede üç milyon Suriye vatandaşının karnını doyurmaya ihtiyaçlarını karşılama çalışıyor. O sesini çıkarıyor “ey insanlık!” neredesin diye. Bir O diyor “dünya beşten büyük” diye. Ne yani “şimdi ben bunları dedim diye” Erdoğancı mı oldum kimilerine göre. Meraklanmasın kimse “nerde ne şekilde duracağımızı bilecek kadar” zekamız ve aklımız var, Allah’ımıza çok şükür.
Hani diyorum. Bir anlasak bu dünyanın “bir birimize bunca düşman olmaya” değmez olduğunu. Ve bunca mal biriktirmeye, söz biriktirmeye ve kin biriktirmeye değmez olduğunu.
Mehmet KAYA