SURAT ASMAK HAKKIMIZ.

Yazımın başlığını “yüreğimde” çok ayrı bir yeri olan  “güzel insan İsmet Özel” ya bir şiirinde, ya da bir yazısında kullanmıştı “surat asmak hakkımız” diye. Kusura bakılmasın “surat asmak” hakkı olan çok insan aramızda, kıymeti bilinmeyen, değeri anlaşılmayan, ve “söylediklerinin” doğru olabileceğine inanılmayan  “kimi” haddini bilmezlerce.

Ne olur kimse can sıkmasın yazıp söylediklerimize. Bu ülke insanları olarak, ve de Müslümanları olarak “birileri” her zaman ülke insanını, ve de Müslümanları, hep kullanmaya çalıştı kullandı da, bu ülkede. Canını  yakanlar oldu, Umutları  kullanıldı, yarına ait hayalleri kullanıldı, yoksulluğu çaresizliği kullanıldı, inançları dini kullanıldı. Ve çoğu zaman hayal kırıklığına uğradı ülke insanı. Ve kendinin kandırıldığını kendini aldatıldığını, kendine yalan söylendiğini hissetti insanlarımız. Kim bilir “belki de bundandır” bu gün yere göğe sığmayışı, bundandır hep hüzün taşır yüreğinde “keşke” bunlar olmasaydı diye, saygıda kusur etmeden.

Bundan dolayı “gitmesi  gereken, içinde bulunması gereken yerlere ve topluluklara” partilere cemaatlere  toplantılara gitmeyişi. Suç kimin? Zira çok kırdık insanımızı, çok incittik.

Ve  bu kullanılmaların  sonucu “insanımızın omuzlarında” binlerce siyasetçinin binlerce cemaat önderinin, binlerce kanat önderinin, binlerce ağabeyin, şeyhin hocanın gazetecinin “bir çok bilmişin”  ayak izleri var. Gördüğü bunca horlanmalara yine yiğittir bu ülkenin insanı. Yine dağlara bakar da ağlar ağlarken, herkes ağladığını görmesin diye.

Kim bilir bundandır “bu gün” omuzlarımızın böylesine çökük durması. Bundandır kimilerine kuşku ile bakması, çağrıldığı yere gitmeyişi. Evet,  kimse kendine bakmadı, kimse kendini ıslah etmedi, kendi temiz  olsun diye uğraşmadı. Kimse kendi evi, kendi çocukları ile ilgilenmedi, ve sormadılar kendilerine “biz nasıl insanız ya da Nasıl Müslüman’ız?” diye. Hep başkalarını düşündüler kendilerince, hep başkalarına anlattılar doğru yolu. Oysa önce kendini, kendi çocuklarını, kendi evini kendi yüreğini, inşa etmeli insan. Ki başkalarına sözü tesir etsin.

Ama bu gün ülke genelinde “hangi alanda olursa olsun” önderlik yapanların, başkalarının hidayeti için çalışanların “kendi çocukları, kendi evleri” bütün anlatılanlardan uzak. Evleri eşya deposu, ve yakınları çocukları bir çok kötülüğün esiri olmuş vaziyette.

Söylemiş olayım “herkes” kelimesini bilerek kullanıyorum. Zira bu karanlık, bu zalim çağda farkımız yok bir birimizden.

İşte  “cemaatleri adına, partiler gurupları adına” başkalarını yönlendirmeye, başkalarını yönetmeye, başkalarına ahlak ve din öğretmeye kalkalar, kendi paçalarındaki çamuru görmeyenler, kendi yanlışlarını hep doğru sananlar, hak yalnız biziz diyenler, yalnız bizim sözümüz dinlenmeli diyenler, bizde toplanılmalı diyenler, bize oy verilmeli diyenler, bizim dergah tektir diyenler “şimdi eski yol arkadaşlarını” yanlarında görmeyince onlara laf söylemeye, onları yanlış yolda olmakla suçluyorlar, ne kötü bir dostluk.

Oysa  çoğu  zaman bu insanlar “yani şimdi kendilerine surat asanlar” onların umurlarında olmadı. Bu efendilerin kendileri refah içinde yaşarken “sefalet içinde yaşayan” insanların ne halde olduğunu bilmek görmek istemediler. O insanlara soran olmadı “sahi sen ne yapıyorsun, işin var mı, evinin” kirasını verebiliyor musun?” diye.

Ondan sadece yardım istendi, oy istendi, dergaha gelsin istendi, hatmeye katılsın, seçim çalışmalarına katılsın oyunu bize versin istendi

Şimdi ben bunları böyle yazıyorum diye, kimse “her hangi bir parti, bir cemaat bir gurup bir topluluk” hakkına yazıyor sanmasın. Bilinsin ülkenin, ve ülke insanın “kaderi”  cumhuriyetten bu yana kandırılan, adatılan yanıltılan, oyalanan, vaat  edilen  bir  bir topluluk, sıkıntısını kimselere anlatmayan

Ve dün nasılsa, yirmi otuz sene önce nasılsa, elli altmış sene önce nasılsa “bu gün değişen bir şey yok” yine aynı aldatmalar, aynı avutmalar, aynı yalanlar devam etmekte. Umutlar söndürülmekte, sevinci elinden alınmakta insanların. Ve sonra sorulmakta “neden yanımızda değilsin, ve neden surat asıyorsun?” diye.  Onlar da bir sürü söz yerine “SURAT ASMAK HAKKIMIZ” demekteler. Ve ben de öyle diyenlerdenim. Sonuç acı,ama gerçek böyle.

                                                                                                                                                  Mehmet  KAYA