SUÇLUSU OLMAYAN CİNAYET Mİ OLUR HİÇ?

Hepimiz biliyoruz, yeryüzünde duymayan da kalmadı. Ve en çok batılılar güldü içine düştükleri hale Müslümanların “bu ne haldir?” diye. Bir daha anladık ne dini anlamışız, ne iman etmeyi becerebilmişiz, ne de insanın kıymetinin ne demek olduğunu.

Söylenen sözlere bakınca, sığınılan bahaneleri duyunca bir daha sormak geçiyor içimden “sahi siz nasıl Müslümanlarsınız?” böyle diye.

KABE DE MİNADA  “şeytan taşlama sırasından” ölen hacılardan söz etmek istiyorum bu gün. Bir daha kendimizi, ve “şu sözde Müslüman ülkelerde ki” idareleri yöneticileri, ve onların İslam’ı nasıl anladıklarını bir daha birlikte sorgulayalım, ve birlikte cevap bulmaya çalışalım içimizde çoğalan sorulara bulabilirsek. Yoksa bu kahrolası sorulan verilmeyen cevapları bizi çok öldürecek.

Biliyorum “her birimiz” günlerdir bu acı haberleri birlikte dinledik, herkes başka başka yerlerde olsa da, hep birlikte üzüldük ölen kardeşlerimize “bu nasıl olur?” diye.

Bu konuyla alakalı  “yetkili adamlar” tarafından söylenenleri duydunuz, ve  uydurulmaya çalışılan bahaneleri de. Sonun da “ölen”  öldüğü ile kaldı, kimsenin umurunda olmadı gök yüzünü kaplayan çığlıklar.  Ve bu insanlara “orada ölmenin kutsal bir ölüm olduğunu söylenerek” kendilerince  bir de teselli  etme yolunu tercih ettiler kimi Suudi yetkilileri, nasıl bir bir vicdanları varsa.

Demedi kimse ve sormadı “suçlusu olmayan cinayet mi olur?” diye. Denseydi de, kimse duymayacaktı zaten, ölen onca insanın ölümünü duymadıkları gibi. Duyuyor gibi yapsalar da duymadılar, zira ölümlerin suçlusunu “yine” ölen hacıları ilan etti zalimler. Neye baksak karanlık her yanımız, her yanımız acımasız adamlarla dolu.

Hele bu katillere “arka çıkarcasına” açıklama yapan Cumhurbaşkanımızın açıklaması acı bir açıklamaydı bizim adımıza. Üzüldüm “bunu nasıl dersin?” dedim, ama kimseye duyuramadım sesimi, zira onların her biri, halkın sesine kulaklarını kapatmışlardı “her daim” dünyanın gözü  önünde, ve özellikle halkı Müslüman ülkelerde her birinde. Zira onlara göre  “yani yetkili insanlarımıza göre” her şeyi kendileri bilirlerdi, ve ahalinin aklı ermezdi böyle işlere, halk susmalıydı büyüklere karşı. Yani halka  düşen efendilere kayıtsız, şartsız itaat etmekti onların düşüncesine göre.

Bu ölümlerden  Suud yönetiminin “hiçbir” sorumluluğunun olmadığını söylüyordu sayın Cumhurbaşkanımız  “neden” böyle söyleme ihtiyacı duymuşsa. Zira SUUD  yetkililerde aynı şeyi söylüyorlardı “bizim hiçbir sorumluluğumuz, ve hatamız “ yok diyorlardı bütün açıklamalarında. Ve bu “kadar çok  ölümlerin” sorumlusunun hacıların kendilerinin olduğu anlatılıyordu her daim dünya kamuoyuna. Ölmek bizim kaderimiz deyip susmalıydık onların her birine göre.

Oysa  her şeyi bir tarafa koysak bile “o yolların” gidiş ve geliş  yönlerinin” ayrı-ayrı verilmediğinin bir izahı olmayıydı ümmete, ama kimse buna yanaşmak bu konuda  bir söz etmek istemiyor. Krallar ve oğulları, ailesi rahat gelip gitsinler diye diğer yollara çıkan kapılar kapanmıştı, ve bunu herkes bildiği halde yine herkes susuyordu. Zira kimilerine göre kralı eleştirmek Tanrıyı eleştirmek gibiydi çok yazık. Oysa o yollar o şekilde  kapanmamış olsaydı “oralara dağılmak” kalabalıktan uzaklaşmak kolay olacaktı, ve belki de bu ölümlerin hiçbiri meydana gelmeyecekti. Ama insanın hiçbir değeri yoktu zalimlerin yanında. Ve zalimlimin Müslüman’ı gayri Müslim’i olmazdı, zalim her yerde zalimdi. Bunun böyle olduğunu aziz kitap söylüyordu bize. Keşke o kitabı anlayanlardan olsaydık.

İşte o zaman sorardık o zalimlere “Allah’ın evi ve Müslümanların Kıblegahı olan Kabe’nin çevresinde bu gökdelenler bu saraylar ne diye? Ve yine sorardık bütün İslam alimlerine diyanet işleri başkanlarına müftülere “bu işlerin neresi İslam?” diye.

İşte Allah’ın evini saraylarıyla boğmaya çalışanlar, Kabe’nin varlığını yok etmeye çalışanlar, kendilerini tanrı, evlerini Kabe gibi görenler ki ölen yüzlerce hacının ölümü karşısında bile zalimliklerini devam ettiriyorlar, ve  ölümlerin suçlusu olarak hacıları ilan ediyorlar. Ondan deriz “ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!”

                                                                                                                                    Mehmet  KAYA