Yarın kurban bayramı. Allah bayramımızı bayram sevinci içinde kılsın. Bayramımızı aydınlık, yaptığımız ibadetlerinizi kurtuluşumuza vesile kılsın. Allah ümmetin “bir bireyi” olan her birimize İslam’ı, kitabın dediklerine uygun olarak yaşamayı nasip etsin. Ve unutturmasın hesap gününün varlığını, ve ona göre yaşamayı nasip etsin her birimize. Ve bizleri İslam la yaşamaya sevdalananlardan ayırmasın.
, yarın Kurban bayramı: Kurban etmekten çok kurban olmaya hazır olanların bayramı, bunu da bilenlerden olalım. Bilenlerden olalım ki “bu bayramın” dilinden anlayalım. Yine bilelim ki, dilinden anlamadığımız hiçbir ibadet bize ait değil, ve Allah’a varıcı değil. Anlatamıyorsam siz anlayıverin daha ötesinde ne denmek istendiğini. Ellerimizle birlikte sözlerimizde tutunsun bir birine, buna en çok ihtiyaç duyduğumuz biz anın kapısındayız.
Yazalım da içimiz genişlesin. Ümmet olarak çok daraldık zira, çok yıprandık, çok dayanılmaz oldu yükümüz, eğer gerçekten Müslümanlardan sak. Yeryüzünün her yanında vurulan, sürülen, dağıtılan yurtlarından, evlerinden bağlarından bahçelerinden edilen Muhammed Mustafa’nın ümmeti, yani bizim kardeşlerimiz. Yol arkadaşlarımız, gönül dostlarımız, cennette komşuluk edeceğimiz adamlar, eğer cennete gidebilirsek.
Ve ümmet bu bayramı büyük hüzün içinde geçiriyor yine, eğer ümmet bilincine erenlerdensek. Her yanımız da ölüm çığlıkları, her yanımızda çocukların cesetleri vuruyor kıyılara. Kıyılarda umutsuzluk, kıyılarda çaresizlik, kıyılarda annelerin ölüm çığlığı çoğalıyor, biz duymak istemesek de.
Evet, aziz insan! Denizlerde boğulan, İstanbul da yollara dökülen, oto garları mekan tutan, aç susuz sabahlayan, yağmurlarda kalan üşüyen “İslam ümmetinin” çocuklarından başkası değil. Ve Rabbimizin sözüyle bizim kardeşlerimiz o insanlar.
Nereli olması önemli değil. Suriyeli Faslı Iraklı Afganistanlı Pakistanlı Cezayirli olması önemli değil. Der ki Muhammed bize “bu insanların her biri sizin kardeşlerinizdir” var mı hayır diyebilen, itirazı olan var mı söylenen bu söze?
Farkında mısınız? Yeryüzünde kardeşlerimizin bir kısmının sefalet içinde olduğu, evsiz yurtsuz bırakıldığı, aç bırakıldığı bir zamanda bayram yapmak durumunda kalıyoruz, bundandır sevinçlerimiz hep hüzün dolu.
Hüzün dolu yüzümüz gözümüz. Kalbimiz hüzün dolu, ve binlerce soru içimizde “ne olacak bu ümmetin hali?” diye.
Bu hüzünlerden uzaksak, kalbimizde acı yoksa ümmete dair, ümmetim çocuklarına dair, yoksullara evsizlere dair, sofrasında ekmek olmayanlara dair “ne yaparsak yapalım, kaç kurban kesersek keselim” İslam bizi hoş karşılamayacaktır, bayram bizi güzel karşılamayacaktır. Yani “kısacası bayram” bayram olmayacaktır.
Bundandır gelin bu bayramı gerçekten bayram gibi kutlayalım. Her daim ümmetin yoksullarını, düşünmek gibi bir sevdamız olsun. Bize sığınan kardeşlerimize insan gözüyle bakalım, ve merhametimiz her daim yanımızda bulunsun.
Unutmayalım, kardeşlerimize, yoksullara, yetimlere, kimsesizlere, muhacir kardeşlerimize yaptığımız her iyilik, her yardım “kendimize” yaptığımız yardım ve kendimize yaptığımız iyiliktir.
Onların ellerinden her tutuşumuz Allah’ın bizim elimizden tutuşudur bunu böyle bilelim, böyle anlayalım.
Yani bayramı bir et yeme festivaline çevirmeyelim. Çocuklarımızla en çok konuştuğumuz gün olsun bayramlar. Onlara hayır ve iyiliğin ne anlama geldiğini uzun uzun anlatalım ki, iyilerden olsunlar bizden sonra da.
Ve içimizde biriken öfkeleri kini bir kenara bırakarak, ne kadar akrabamız varsa (uzakta ve yakında) ne kadar komşumuz varsa her birini en güzel sözlerle bayramlaşalım.
Annelerimize babalarımıza “varsa” kız kardeşlerimize ayrı bir özen gösterelim, onları sevindirmenin çaresini bulalım. Eşlerimize, ve çocuklarımıza “en güzel dili” kullanalım onları kucaklarken.
Evet. Her bir okuyucumun, her bir Müslüman kardeşimin Kurban bayramını en iyi dileklerimle kutlar, Rabbime emanet ederim. HAYIR VE İYİLİK İÇİNDE KALINIZ.
Mehmet KAYA