ELİF ŞİMŞEK.

Elif şimşek öldü. İki gün önce bir akşam vakti, Elif şimşek sekiz yaşında öldü. Hayır ölmedi öldürüldü, ve  kimse  bu ölümün suçunu üstüne almadı. Alsalar da, almasalar Elif şimşek öldü “ben” bunu bilir bunu söylerim. Hem de bir akşam vaktinde güneşin batışını seyretmesi gerekirken Elif şimşek “bir ülkenin insanlarının” gözü önünde önünde öldü Elif. Annesi babası çaresiz bir şekilde seyrettiler küçük kızlarının ölümünü, ve canları çok acıdı Elifin annesinin babasının. Kendilerini çöllerin ortasında kalmış sandılar, zira kimseler teselli etmedi onları.

Değer miydi dediler, bir çocuğun böyle ölmesine değer miydi diye “yetmiş sekiz milyon” ülke ahalisine sordular. Ve tekrar tekrar sordular “hangi savaş bir çocuğun ölümüne değer?” diye. Ama kimse onları duymadı, kimse onları duymak istemedi. Yer gök sağır kesilmişti onlar için.

Cumhurbaşkanı duymadı, Başbakan duymadı, kılıçdaroğlu duymadı, ve “duymadı” Devlet bahçeli denen adam. Biliyor musunuz Selahattin Demirtaş hiç duymadı bir Kürt kızın ölümünü. Ve onun için hiç fark etmezdi bu tür ölümlerin oluşu. O sadece kendini pazarlama peşinde beyaz adamlara, ve ülke düşmanlarına batı ülkelerinde. Yine  biliyor musunuz “adı çok ağlayan adama çıkan” Fettullah hocanın da umurunda olmadı sekiz yaşında Elifin ölümü, öldürülmesi.

Kimden mi, hangi Eliften mi söz ediyorum?

Hani iki gün önce Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde teröristlerle askerlerin çatışması esnasında teröristlerin attıkları  roket sonucu ölen küçük Eliften söz ediyorum. Ve hem kendime, hem de sizlere soruyorum, şehrin müftüsüne soruyorum, şehrin Valisine soruyorum. Sahi “şimdi sekiz yaşındaki bu elifin katili kim? Elif kimin gözlerine bakarak “benim katilim sensin!” diyecek öteki dünya da osun.

Elifin hesabının kimden soracak annesi babası? Nasıl katlanacaklar elifin yokluğuna?

Şimdi ben böyle yazıyorum diye “ölümün acısını” duymayanların bir çoğu benim için  “ne yapıyor bu adam?” diyecekler, varsın desinler. Aslında ben bir şey yapmıyorum, kalbimin sesini dinleyip, sadece Elifin pisi  pisine  öldüğünü, öldürüldüğünü söylüyorum Türkiye ahalisine, yani sizlerin her birine. Ve diyorum ki “bir an kendiniz koyun” Elifin annesinin babasının yerine “bakalım” kalbinizde nasıl acı denizleri oluşacak, ve sizler nasıl, hangi dille soracaksınız “Elifin katili, ya da katilleri kim?” diye.

Evet  işte bundan derim. Yarım asra yakın “ülkede” barışı sağlayamayanlar, barış için adım atmayanlar, ve ahalinin ne dediğine kulak vermeyenler, ve hep silahtan söz edenler, savaştan söz edenler “bunlar kimlerse” kimler bu konuda duyarsız kalmışsa, kimler barıştan söz etmemişse, kimler bu fitneyi körüklemiş ve bundan medet ummuşsa, kimler “bu ülke insanını” Kürt Türk diye ayırmışsa, ve kimler kendilerini daha üstün sayma sevdasına düşmüşse “bunların her biri” sekiz yaşında ölen, öldürülen Elif şimşek’in ölümünden sorumludur, ve küçük Elif bunun hesabını öteki dünya da onlardan soracaktır.

Zalimlerle iş birliği yapanlar, teröristlerin çoğalmasına katkıda bulunanlar, el altından onlara destek veren kimlerse “evet bunların her biri” Elifin kanını taşıyorlar ellerinde.

İman ettiğimiz dine göre hiçbir savaş, hiçbir toprak parçası bir çocuğun ölümüne denk değildir. Bundandır “her daim” barıştan söz ediyor olmamız. Bundandır kardeşliğe önem veriyor oluşumuz, bundandır bu ülkede her birimiz Türk’üz, her birimiz Kürt’üz deyişimiz, ve İslam kardeşiyiz, birimizin derdi hepimizin deyişimiz.

Gelin yeniden kardeşlik diyelim, yeniden barış diyelim. Diyelim ki başka Elifler ölmesin, öldürülmesin. Kardeşliğimizi ayağa kaldıralım ki “dağların karanlık zavallıları olan teröristler” kahrolsunlar yok olsunlar, elleri kurusun.

                                                                                                                                           Mehmet  KAYA