SÖYLERSEM KIYAMET KOPMAZ.

Ve söz yeri gelince söylenmeli. Ama bir değeri olmalı sözün. Değdiği yerde bir iz bırakmalı, bir manası olmalı. Kalbine dokunmalı insanın söz. Ve ben her zaman çok sevişimdir kalbe dokunan sözler, varsın kim söylemiş olursa olsun. Yeter ki söz söz gibi olsun. Yakacaksa yaksın, yıkacaksa yıksın. Ama sözün içinde  Muhammedi bir  sevda, Muhammedi bir koku olmalı.

Şimdi derim ki, kardeşim. Derim ki "ben bu yaşadığımız dünya da, yaşadığımız bu karanlık çağda” yani yoldaşlarımızdan, gönüldaşlarımızdan, selamlaşıp merhaba dediklerimizden, ya da bize bir şey anlatanlardan, önümüzde  yanımızda görünenlerden  en çok  “evet en çok”  omuzlarından eskiyen adamları sevdim.

Adam “omuzlarından eski mi?” deme. Bazı adamlar omuzlarından eskir önce. Omuzlarından başlar yaşlanmaları. Omuzları çöker önce. O omuzlar ki “gece gündüz” iyilik ve hayır taşır insanlara, aydınlık taşır, kardeşlik taşır durmadan.

Zira onlar kendi yüklerinin dışında başka insanların yükünü taşıyanlardır omuzlarında. Başka insanların sorumluluğunu, başka insanların da  dertlerini  sıkıntılarını  taşıyanlardır. Yoksulların dertlerini  taşıyanlardır, ve onların  evlerine ekmek su taşıyanlardır. Yakacak odun  taşıyanlardır kendi  evlerine taşır gibi.

Gittikleri yerlere aydınlık taşıyanlardır. Umut taşıyanlardır çocuklara, ve  karanlıklara ışık. Merhamet taşıyanlarıdır yüreklerinde yetimlere. İnsanlık taşıyanlardır sokaklara, ve kardeşlik herkese. Bilir misin? ne çok ihtiyacımız var “bir avuç umuda, bir yudum sevgiye, bir gönül dolusu merhamete ve aydınlığa.

Ve  onlar sokak kapılarını vuranlardır  geceleri  kimsesizlerin. Bir ihtiyacın var mı diye soranlardır, ya da sormadan omzunda götüren götürdüklerini.  Anlatabildi mi sence? Söyleye bildim mi söylemek istediklerimi ne dersin?

Onlar  var ya, onlar Hazreti Ömer’in yol arkadaşlarıdır, gönül dostlarıdır bu çağda. Çürüyen insanlığımızı onaranlardır.

Hatırla:  Hani Hazreti Ömer bazı geceler “kendi omuzlarında” yoksullara, yaşlı kadınlara un çuvalı taşıyordu ya. İşte bu inancın devamı olan adamlarıdır omuzlarından eskiyen adamlar.

Ben omuzlarından eskiyen adamları severim en çok. En çok onlara saygı duyarım insanlar içinde.

Onlar ki kuyulardan su çekenlerdir insanlar için “en dar zamanlarda” onla ki “kardeşliği inşa etmek için çalışanlardır” gece gündüz. Onlar ki kardeşlerini kendilerine tercih edenlerdir.

Ve onlar “ağaç dikenlerindir” kentlerin ortasına kuşlar konsun diye. Çocuklar kuş sesi duya duya büyüsün diye.

Haberin var mı “şehirleri nasıl yaşanmaz bıraktılar zalimler? Nasıl beton yığını yaptılar dağı taşı? Nasıl tarumar ettiler bağı bahçeyi?

Ve o omzundan eskiyen adamlar var ya “hani benim çok sevdiğim adamlar. İşte onlar düşen insanların elinden tutup kaldıranlardır. Onlar açların karnın doyuranlardır. Onlar yetimlere kimsizlere sahip çıkanlardır.

Onlar bu günahkar çağın yüz akı adamlardır.

İyi ki bu omuzlarından eskiyen adamlar var. Yoksa daha çok karanlıkta kalacak dünya.

Mehmet  KAYA