AZİZ DOST!


İçinde   bulunduğumuz  bu  zaman diliminde “ne yaparsan yap” bazı şeylerin  söylenmesi, anlatılması zor. Zor kimi doğruları  gündeme  taşımak. Gerçek kardeşliği hayata  taşımak, gönüllere, veya sokaklara taşımak zor. Hatta evlere ve camilere  taşımak çok zor. Merhameti  taşımak  zor  yüreklerde. Sandığımız kadar merhamet sahipleri olsaydık “bu kadar aç, ve  yoksul mu olurdu” sokaklarda?  Sen yalan söylüyorsun demek zor “yalan söyleyen” kimi kişilere. Sen insanları kandırıyorsun demekte.  Oysa insan ne çok aldatıyor çağımızda kardeş bildiği insanları.

Ve ne çok insan var  “başka insanları kandıran” ve aldatan onlara yalan söyleyen  şimdilerde. Hepimiz yalanının bir yanından tutanlarız çağımızda. Hepimiz biraz yalan söyleyeniz, hepimiz hainlik edeniz biraz iman ettiğimizi sandığımız kitaba.

Ne çok insan var kendini önder sanan, kendini “en doğulardan” sanan. Ve bunlara hangi doğruyu söylesen, hangi yanlışı hatırlatsan, “ne zaman bak burada yanlış yapıyorsun” desen  canları sıkılıyor.  İlk işleri seni kendi çekim alanlarından dışarı çıkarmak oluyor bu kişilerin. Ve bu kişiler asla gerçekle  yüzleşmek istemiyorlar. Ve onların her birine göre “çağın” yüz akı insanlar” kendileri. Doğru  yolda  olan kendileri. Dini  doğru  anlayan kendileri. Kitabı “en  iyi  anlayan da” onların  kendileri.  Ve en doğru siyaseti yapan da onlar.

Evet sağımız solumuz partilerimiz camilerimiz sohbet evlerimiz bu adamlarla dolu şimdilerde.

Ne söylense “canları sıkılıyor”  bunlardan çoklarının. Söylenen her söz karşısında “daha çok” tutunuyorlar karanlığa. Daha çok yalan üretiyorlar haklı olabilmek için. Daha çok sarılıyorlar ürettikleri yalanlara.

Bu  dünya işlerini en iyi biz biliriz diyorlar. Ahret işlerini de en iyi kendilerinin bildiğini sanıyorlar. Dini bilgiler, dini fetvalar bize ait diyorlar. Ve onlara göre “en büyük alim” onların tabi oldukları, veya onlara ders anlatanlar.

Oysa Müslümanlar olarak “hatta dünya insanlığı olarak” bir kıyametin eşiğindeyiz.  Sağımız solumuz yangın yeri. Ve asla insanlara acımıyorlar zalimlere. Çocukların ölmesine öldürülmesine acımıyorlar. Kadınların annelerin çığlıklar içinde ağıtlar yakması umurunda değil hiçbir zalimin. Amerika’nın umurunda  değil  yüz binlerce insanın öldürülmesi. Çocukların öldürülmesi kadınların öldürülmesi umurlarında değil “Umurlarında değil insanca bir tespit “oysa” bütün ölümlere ferman çıkaran onlar. Bizler “yani Müslümanlar ölürken öldürülürken”  için için sevinenlerde onlar. Ve duvarın arkasında “nasıl ölmemize karar veren de” onlar.

Ne yaparsak yapalım burası dünya. Her insan kendince bir dolap çeviriyor burada. Her devlet her cemaat her gurup her parti kendi anlayışları kendi arzuları doğrultusunda  senaryolar yazıp filminde oynuyorlar. Ya da bizleri oynatıyorlar.

Yazması acı bir gerçek ama yazalım. Bu yeni  dünya düzeninde “çağın Müslüman’ı” nerede duracağını bilmek istemiyor.  Yanıldığını bildiği halde yanlış yapmaya devam ediyor. Ve inatlaşmaya devam ediyor. Her şeyi “ben bilirim” demeye devam ediyor. Yalnız kendini doğru yolda olduğunu sanmaya devam ediyor. Ve devam ediyorlar bir birlerini tekfir etmeye, bir birlerine “sen müşriksin” demeye.

Oysa denir ki kıtsal metinde “iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Bir birinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.

Söylenecek, yan yana konacak başka söz varsa “bunu” herkes kendi koysun. Bu günlük  bu kadar. Herkese binler selam.

Mehmet KAYA