ELBETTE İTİRAZIMIZ VAR/BAZI ANLAYIŞLARA.
Daha baştan belirtelim. Cuma, ve Cuma namazı konusunda söyleyeceklerimiz var. Söyleyeceklerimiz var Cuma’nın içini boşaltanlara. Ve sorularımız var. Söyleyin Allah Resulü zamanında böyle mi kılınıyordu bu namazlar. İnsanlar gelip namazlarını kılıp “sonra” dağılıp gidiyorlar mıydı sahi? Müslümanlar ihtiyaçlarını dertlerini sıkıntılarını, hatta aç kalmalarını, yiyeceklerinin olmadığını nasıl söylüyorlar, nasıl anlatıyorlardı bir birlerine? Cuma günü yapılmıyordu bunlar o zamanlar?
Homurdanmanın bir anlamı yok. Ve kimse kendi hakikatini, kendi düşüncesini “hatta kendi saçmalıklarını” Allah’ın hakikati, Allah’ın emri ve buyruğu diye ahaliye sunmasın. Kimse ücret karşılığı bulundukları, ve durdukların yerlerin kendilerine izzet ve şeref kazandırdığını sanmasın, yok öyle bir şey. Unutulmasın izzet de, şeref de Allah’a mahsus değerlerdir İslam da. Ve kullarını yalnız Allah izzetli ve şerefli kılar.
Yine unutulmasın “kendilerine izzet ve şeref verilenler” asla unutmazlar yeryüzünde var olan Müslüman kardeşlerini. Yoksulları unutmazlar, yolda kalmışları unutmazlar. Unutmazlar ihtiyaç sahiplerini. Kimsesizleri unutmazlar, yetimlerin ellerini bırakmazlar.
Kabul edelim bir daha yenildik çağın karanlığına. Bir daha unuttuk “Allah’tan” bize ulaşan emirlerin ne olduğunu. İçimizden “ve bizden görünen birileri” bizi hep oyuna getirdi, birileri hep kandırdı bizi. Aslında biz de kanmaya hazırdık. Onların söyledikleri işimize geliyordu.
Ve Müslüman ahali kendilerine söylenen “her sözü” verilen her bilgiyi doğru sandı.
Eh biraz da işine öyle geldi. Dünyaya yenik düşmek hoşuna gitti insanın. Hoşuna gitti Yalnız namaz kılmakla cennete gitmek. Hoşuna gitti “kimi dualarla” bütün azaplardan kurtulmak. Çünkü öyle olacağını söylediler ona. Ona acımadılar bazı din tacirleri.
Bundandır yaşarken “hayatının hiçbir döneminde” ölümün geleceğini, bir gün kendinin de öleceği konusunda endişesi olmadı insanın. Çok yemeyi, çok gülmeyi çok para kazanmayı, çok servet edinmeyi imandan sandı. Ve aslında ona “öyle olduğunu” söylediler kimileri “insanı” köleleştirmek, ve kendilerine itaat etmesi adına.
Ve insan “asla ölmeyeceğini sanarak” dolaşıp durdu yeryüzünde. Ölmeyeceğini sanarak göklere dokunan evler inşa etti şehirlerde. Ölmeyeceğini sanarak servet üstüne servet edindi kedi tanrılaştırarak. Ölmeyeceğini sanarak sevmeyi unuttu, vermeyi unuttu. Her şey kendinin olsun diye çırpındı durdu insan. İnsan çok yazık etti kendine bu dünya da.
İşte böyle zamanlarda “daha çok yenildi” Müslüman ahali. Daha çok unuttu unutmaması gereken değerleri. Ve asla umurunda olmadı “gözünün önünde” dininin içinin boşaltılması. Canını acıtmadı İslam’ın içinin boşaltılması Müslüman’ın nedense. Ahlak anlayışının içi boşaltılırken oralı olmadı Müslüman. Ve şimdilerde kafirlerin baktığı yerden bakıyoruz bir çok şeye. Hayat anlayışımız onlardan çok farklı değil.
Ve acısı “Cumaların içinin boşaltılması” umurunda olmadı. Ve o sala ile başlattı Cumayı, namazını kıldı ve gitti, gideceği yere. Oysa Cuma günü “bir dertleşme ve yardımlaşma, selamlaşma kucaklaşma paylaşma, bir birinden haberdar olma, bir birinin halinden ahvalinden, açlığından tokluğundan haberi olmaktı” Cumanın manası aslında Müslümanlar için. Sahi ne oldu bu anlayışlara, nasıl böyle kaybettik “İslam’ın bize öğrettiği” değerleri, iyilikleri ve hayırları?
Gerçi kimilerine göre camilerde de konuşulmazdı. Camiler susma yeriydi kimileri için nedense. Kimse sormadı “bu cübbeyi nereden buldun?” diyen sahabenin bu soruyu Hazreti Ömer’e bir Cuma günü hutbede nasıl sorduğunu.
Evet, kimileri dinin içini boşalttı zamanımızda. Kimileri camilerin mescitlerin içini boşalttılar. Başka kimileri imanımızın içini boşalttı istediği gibi. Ahlak anlayışımız İslam’ın bize öğrettiği gibi değil.
Ve abdesti bozan şeyler hakkında bilgi sahibi olan Müslüman“imanını” bozan şeyler hakkında fikir ve bilgi sahibi değil. Ne hallere düştük şimdilerde ey insan? Bir cevabın var mı?
Ve yeni Dünya düzeninde, yeni anlayışlarında Müslümanların, bizim evlerimizle “yani Müslümanların kendi evleri ile” kendilerini tenkit ettiğimiz ayıpladığımız adamların evleri arasında bir fark yok. Öyle değil mi? Her birimizin evi “aynı eşya ile” dolu bir depo haline getirildi. Eşya ayırdığımız yer kadar kendimize yer kalmadı evlerimizde.
Ve camilerimiz “evet camilerimiz, ve cumalarımız” insana cevap vermiyor. İnsanla ilgilenmiyor. İnsanı dinlemiyor. İnsana değer vermeye, insanı dinlemeyen “her anlayış” İslam değildir. Bundandır “içinde İnsan olmayan, insanı düşünmeyen, insanı öncelemeyen” bütün anlayışlara itirazımız var. Ve bitmeyecek sözümüz o konuda.
Mehmet KAYA