İçinde yaşadığımız kirli çağın yeni bir modasıdır söz etmeye uğraşmak başkalarına karşı. Herkes bir şey bildiğini sanarak “bunu kanıtlamak adına” hep bir şey söylemeye zorluyor kendini bu yeni düzende. Susarca ölecek san ki insan, susarsa cahillerden olacağını sanıyor. Bilmiyor en çok cahiller konuşmaya hevesleniyor bu günlerde. Bilenler acı çekerken cahiller kahkaha atıyorlar sokakların bir yerlerinde.
Yani günümüz insanın bir çoğu “en çok konuştuğu, en çok yazdığı zaman” kimlik sahibi olabileceğini sanıyor. Ve günümüzde ne çok yazanlar, en çok söz edenler, en çok bağırıp çağıranlar “bakın bu kitapları yazanlar benim” diyenler adamlar dır ki, zerre miktarı kimlikleri yok, ve yüreklerinde bir avuç aydınlık ta yok. Kim bilir belki de bundandır şehirlerimizin en uzak köşesine kadar kirlenmiş olması.
Elbette bizim ve bu ülkenin, ülke insanın “yazan ve söz eden” güzel adamlara, güzel kadınlara ihtiyacı var. Ama bu yazı ve söz sahipleri “önce kendilerini” aydınlatması, kendilerini inşa etmesi gerekir ki “yazıp söylediklerinin” faydası olsun insanlara, bu ülkeye faydası olsun, faydası olsun barışa kardeşliğe, faydası olsun kanayan yaralarımıza.
Herkes konuşuyor, herkes yazıyor, herkes karşısında durana bir şey söyleyerek “kendinin” bilge bir kişi olduğunu anlatmaya çalışıyor. Oysa ülkenin yazmaktan söylemekten çok “sevilmeye” ihtiyacı var. Sevgiye ihtiyacı var insanın. Kalbinde aydınlık taşıyan insanlara, ekmeğini paylaşacak yiğitlere ihtiyacı var, ve şiir yazan adamlara yine ülkesi mamur olsun diye.
Oysa bu kadar çok yazanı, bu kadar çok söz edeni, bu kadar çok anlatanı olmasına rağmen “kötü bir karanlığın” içinde şimdi dünya, ve ülkelerin her biri kendi başına. Anlayalım ki “birileri” her gün bizim kendi ülkemizi karanlığa sürüklemeye çalışıyor, yangının içine atmaya çalışıyor, ülke bitsin istiyor, ülke yok olsun istiyor. Ve yine içimizden bir çok kişi de, bir çok iman ettiğini söyleyen adamda bu karanlık adamların safında yer alarak ülkeye kötülük ediyorlar. Başkalarının ne düşündüğünü umurumda değil, anladım ki çok fazla düşmanı var bu ülkenin, çok fazla katili, çok fazla canisi var, ülkenin bir yerleri kanasın diye.
Ve en acı olanı “bu kişilerin bir çoğu da” bizim de kendilerinin yanında olmamızı, kendileri gibi düşünmemizi, kendileri gibi davranmamızı arzu ediyorlar. Ve kendilerine “yaptığınız yanlış!” dendiği zaman “hep birlikte” sizi hain ilan ediyorlar. Sanki kendi ellerindeymiş gibi, imandan çıktığınızı söylüyorlar.
Bunlar kim? Diyenlere derim ki: Şimdi bu ülkede yaşıyor olan bir çok insan, başka bir çok insanı bu ağır yargı ile yargılamaktan geri kalmıyorlar, kendi saçmalıklarını haklı çıkarabilmek için.
Bundandır “iki de bir” kim yazıyorsa, kim başkaları için söz etmeye çalışıyorsa, kim başkalarını kurtuluşa çağırıyorsa, kim başkalarının hayatını, dinini imanı inşa etmeye çalışıyorsa “önce kendi hayatını, kendi kalbini, kendi imanını, kendi evini ve kendi çocuklarını” inşa etmelidir ki, yaptıklarının karşılığı iyilik olarak kendine dönsün, deyip durmalarımız.
Ne yazık günümüz insanın kötü bir alışkanlığı “mesela siyasetçilerin, kimi cemaatlerin, kimi gurupların, ve kimi hocalarımızın” kendi hayatlarında olmayan, kendi evlerinde olmayan, kendi alanlarında olmayan “güzel şeyleri” başkalarından istiyor olmaları. Kendi iyi olmadan, başkasından iyi olmayı istemek. Kendi vermediği halde, başkalarından vermeyi talep etmek.
Ve bundan dolayı her gün biraz daha karanlığa gidiyor ülke. Daha çok cinayetler işleniyor, daha çok kadınlarımız öldürülüyorlar sokaklarda. Bundandır sokaklarımızda yoksul adamların varlığı, ve yoksul kadınların.
Gelin önce kendimizi, kendi kalplerimizi, kendi imanımızı ve kendi evlerimizi inşa edelim. Sözlerimiz Müslüman sözü olsun. Hayatımız da her daim güzel şeyler bulunsun. Unutmayalım hesap gününde yalnız yaptıklarımızın hesabını değil, yapmadıklarımızın da hesabını vereceğiz.
Mehmet KAYA