IRKÇILIK BİR CAHİLİYYE HASTALIĞIDIR.

Yeryüzünde, ve dünyanın bir çok ülkesinde var olan savaşların nedenlerinden biri de  “İslam’ın” şiddetle ret  ettiği  ırkçılıkla alakalıdır. Yani kendi ırkının üstünlüğünü, ve  kutsallığını savunan bir karanlık anlayışın ürünüdür şahit olduğumuz bütün savaşlar. Bazılarının “kendi ırkının yüceliğini” ispatı  içindir ölmeler, öldürülmeler çocukları, kadınları ve erkekleri.  Ve bundandır kimi ülkelerin altının üstünün oyulması, insanların kendi yurtlarından, kendi evlerinden, kendi bağlarından bahçelerinden sürgün edilmesi. Bundandır hiç sevmem savaştan söz eden adamları.

Bilelim, ırkçılık yeryüzünün en soysuz, en zalim anlayışlarındadır ki “bu savaşlar bu zulümler bitmesin diye” ve bu anlamsız savaşların, kavgaların devam etmesi için, insanların ölmesi için “her daim” yeni bahaneler, yeni nedenler, ve  yeni düşman üretmek zorundadırlar ırkçılar. Savaş kötüdür be kardeşim.

Irkçılık “yani kendi ırkını başka ırklardan üstün görme, kendi ırkını yüceltme, kendi ırkını en soylu ırk sayma, kendi için “ben seçilmişim” deme ve bunu dayatma hali, ve  başkalarından “kendini kutsama isteme arzusu” İman ettiğimiz İslam dininin ve O’nu bize anlatan Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın, ve de kainatın Rabbi olan Allah’ın şiddetle kınadığı bir şeydir. Keşke İslam’a kulak verenlerden ve onu dinleyenlerden olmayı seçseydik.

Düşünebilseydik anlardık “İslam’ın” ırkçılığı, ırkçılık yapmayı neden bu kadar ağır günah saydığını. Zira “ırkçılık” kendi ırkından başkasını aşağılama ve onu küçük görme, onu hor görme ve onu köleleştirme duygusudur. Ve bu duygu dünyanın her ülkesinde “o ülkenin ulusalcıları” tarafından savunulan bir fikirdir.  

Hani bir zamanlar dağlara taşlara yazılan yazdırılan bir yazı var ya “kimsenin aklından çıkmayan” bir Türk dünyaya bedeldir diye. Sahi  bir Türk dünyaya bedel idiyse  bu halimiz ne?

Sahi ne yapıyoruz şimdi, kendimize düşman bellediğimiz Kürtlerle kavga etmekten başka? Bakın burada savaş kelimesini kullanmıyorum, ve öne  taşımıyorum PKK terör örgütüyle yapılan savaşı. Bilinmesi ve söylenmesi gerek ki, PKK alçak  bir terör örgütüdür, ve asla Kürt ahalisini de temsil ediyor değildir. Bakmayın şimdilerde kimilerinin goygoyculuk yaptığına.

Ama yine bilelim ki “bu gün bu işler bu hale gelmişse” şehirler yangın yerine dönmüşse, ve her yerden silah sesi yükseliyorsa, bu “sistemin” yanlış ve zalim uygulamalarının sonuncudur. Zira ulusal anlayış bu halkı “yıllarca hem yok saymış, hem de kendi dilinden mahrum bırakmıştır” ve bu herkesçe  bilinen bir şeydir, sistemin kendi ne kadar saklamaya çalışsa da.

Bu gün Kürt kardeşlerimiz “iki dere arasında kalmışlarsa, ne yana gitse dereye düşecek hale getirilmişlerse “bunun asıl nedeni” bu ülke var edilmek, canlı tutulmak istenen ırkçılık hastalığındandır, kimse kusura bakmasın, söylenmesi gereken söylenmelidir bu konuda.

Bu gün “tamam Kürtlere hakları verilmeli diyen anlayış” çeyrek asır öncesine kadar “bu ülkede Kürt filan yok” diyordu hepimizin gözünün içine baka baka.

Bundandır İslam’ın ve O’nun Peygamberinin dediğini derim ben. Irkçılık yapmak bir ırkın başka ırklardan üstün olduğunu söylemek bir asabiyet duygusudur ele avuca sığmayan.

Kimseye bilgiçlik taslayarak buraya onlarca ayet, yine onlarca Hadis not düşecek değilim. Ama izin verirseniz birlikte nakledelim en sevgilinin zamanında olan bir olayı.

Hani Medine’nin iki güzel insanı “Hazreti Bilal ile, Hazreti Ebu-Zer” kendi aralarında bir kırgınlık yaşamıştı da “Hazreti Ebu-Zer Hazreti Bilal-e arap kadının arap oğlu demişti” de Bilal buna çok üzülmüştü ya.

Ve bunu duyan aziz Nebi Ebu-Zeri yanına çağırarak “Ya Ebu-Zer!” sende cahiliye döneminden kalma alışkanlıklar görüyorum “git kardeşin Bilal-den özür dile” demişti ya.

Ve sonra Ebu-Zer Bilal-in kapı eşiğine kafasını koyarak “başıma bas ve bana hakkını helal et kardeşim” demişti ya.

Yalnız bu olayı bile gereğince okursak anlarız ki “ırkçılık” bir cahiliye kalıntısıdır insanda. Ve her cahiliye alışkanlığı da insanı karanlığa taşır. Ben bunun bilir, bunu söylerim. Ve sonra susarım.

                                                                                                                               Mehmet  KAYA