Söylediklerimiz, içimizden kimilerine veya başka- başka kişilere ters gelebilir, hatta “bu ne demek” diye sorabilirler. Diyebilirler “kuşlar hiç vahiy taşır mı?” diye ne bileyim. Evet dinleyebilirsek, ve okuyabilirsek kuşların ne dediğini, biraz düşünebilirsek “sanırım anlarız” kainatta var olan her zerrenin ne dediğini “kuşların da balıklarında çiçeklerinde ve kainatta ne varsa her birinin” her zaman, her an insana vahiy taşıdığını, ve insana “aklını başına al, ve sakın kainatın dengesini bozma dediğini duyarız.
Duymak istersek duyarız, Alemlerin Rabbi “her daim” konuşuyor kullarına, her daim ikaz ediyor kullarını, ve her daim “sakın büyüklenme, gururlanma” aslında sen hiçbir şeyin sahibi değilsin demekte olduğunu.
Uzatmadan diyeceğimizi dersek. Dün Şanlı Urfa’da idim, yani Peygamberler şehrinin en önemlilerinden olan, ve hazreti İbrahim’e, hazreti Eyüb Peygambere kucak açan, onlara ev sahipliği yapan onları emziren, buğday veren süt veren, ve onların acılarına şahitlik yapan Şehir olan Urfa’da. İbrahim’in kollarının bağlandığı mancınık’ı günümüze taşıyan, ve bize Allah en büktür” demeye devam eden Şehirde.
Ve tarihin bize aktardığına göre “hem Elyas’a Peygamberi, hem Şuayb, hem Musa hem Lut, ve de Yakup Peygambere de ev sahipliği yapan Şehir de. İbrahim Peygamberin Mağarasınsını, Eyüp Peygamberin çilehanesinin bulunduğu şehir de, daha ne olsun. Urfa bir medeniyet şehri, Urfa bir İslam şehri, ve en güzel insanları, alimleri Allah dostlarını bağrında barındıran, onlara ev sahipliği yapan. Yani çok güzel insanları emziren, yetiştiren karnını doyuran “ve onları” ilim ile bezeyen bir şehir.
Mesela, Şanlı Urfa büyük İslam alimi İbn-i Teymiye’nin yaşadığ şehir, ve büyük alim Ali buluntu hocanın da “hem yaşadıkları, hem de binlere talebe yetiştirdikleri” şehir. Urfa Said Nursi’ye kalbini açan şehir, daha ne olsun
Daha ne olsun? Urfa da hangi camiye girseniz bir Muhammedi koku. Hangi cami de namaz kılayım deseniz kendinizi Medine de sanırsınız, yüzlerce sahabenin gözleri gözlerinize bakar görürsünüz.
Ve dün Urfa da “balıklı gölün” üstünde Mevlid-i Halil camisinde hazreti İbrahim dergahında, Halil-ür Rahman camisinin yanı başında “ve sağımda solumda onlarca cami, biraz ötemde Said Nursi için yaptırılan büyük cami, biraz ötesinde bir başka, ve yine ilave bir başka cami “yani yan yana ve bitişik vaziyette üç cami” bir daha gördüm, ve şahit oldum ki “kuşlar” vahiy taşıyorlar insanlara, veya kuş dili ile başka şeyler anlatıyorlar bize. Hazreti İbrahim’i anlatıyorlar belki, belki de hazreti Eyüp Peygamberi.
Akşam namazına az bir vakit kalmış. Ve milyonlarca kuş üstümüzde, ağaçların dallarında, kuş sesi her yer. Ve insanlar hayret makamında. Sahi ne anlatıyorlar bu kuşlar, bize ne diyorlar, ve nasıl böyle birlik oluyorlar, birlik hareket ediyorlar. Ve neden bu kadar çok kuş var balıklı gölün çevresinde, veya hazreti İbrahim’in yurdunda.
İtiraz edecekler etsin. Dün Urfa da bir daha anladım kuşlar vahiy taşıyorlar kanatlarında insanlar okusunlar diye. İnsanlar Rabbini unutmasınlar, nankör olmasınlar diye. Yalnız kuşlar mı? Hayır-hayır kainatın her zerresi bize vahiy taşıyor. Balkonumuzdaki çiçek, bahçemizdeki erik ağacı, dağlardaki her bir çiçek “bize vahiy taşıyorlar” anlayabilirsek, duyabilirsek, okuyabilirsek.
Urfa’ya gidenler anlarlar ne demek istediğimi. Ama gitmeyen varsa, Urfa’yı görmeyen varsa, balıklara yem atmayan, ve o kuşların sesini duymayan varsa “bir kere bile olsa” gidin bu Peygamberler şehrine. Kuşlar ile konuşun, anlamaya çalışın ne demek istediklerini, ve balıklara yem atın. Bir daha görün “Rabbimizin”her canlıyı nasıl rızıklandırdığını. Binler selam sevgili okuyucu kardeşim. Binler selam olsun kardeşliği inşa etmek isteyen kim varsa.
Mehmet KAYA