KİMİ ZAMANLARDA SÖZ DİNLEMİYOR İNSANIN KALBİ.

Öyle bir zaman oluyor ki “insan” kendine kendi kalbine bile söz dinletemiyor. Söz dinletemiyor duygularına. Düşüncelerine yenik düşüyor bazı zamanlarda. Saçma sapan işler yapmak istiyor, başını alıp dağlara gitmek istiyor mesela. Önüne çıkan herkese sorular sormak istiyor “hemşerin” yolculuk nereye diyesi geliyor tanısın tanımasın.

Mesela gidip kentin müftüsüne maaşının helal olup olmadığını sormak istiyor, ya da minberde hutbe okuyan hocaya. Sormak istiyor “genelev kadınlarından toplanan paradan bir din adamı maaş alabilir mi diye. Sormak istiyor bu kadınlardan “vergi adı altında” alınan paraların nasıl yenebildiğini. Sormak istiyor “bu kadınların bu halde olmasından” ümmetin bireylerinin sorumlu olup olmadığını:

Diyelim ki “bu kadınlardan bir kadın” beni buradan kurtarın, benim karnımı doyurun, çocuklarımı karnını doyurun veya “bana çalışacak bir iş verin” başka şey istemem derse “ne yapılması gerektiğini sormak istiyorum. Bu yalvarışa kulak tıkamanın günah olup olmadığını sormak istiyor insan bazı zamanlarda.

Ya da “konuştuğu zaman” mangada kül bırakmayan bazı cemaat önderlerinin yanında çalışan elamanlarının sigortasını  yaptırıp yaptırmadığını, veya İslami manada hakkını verip vermediğini.

Hani diyor ya Peygamber “Hizmetinizde bulunan insanlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin” diye. Sormak istiyorum durmadan İslam’dan, İslam ahlakından, İslam’ın insana verdiği değerden söz eden adamların bu öneriye uyup uymadıklarını.

Yani bazı kereler üstüne vazife olmayan işlerden söz etmek istiyor insan kimi zamanlarda. Boyundan büyük işler yapmayı düşünüyor. Yüzüne gözüne bulaştırmak istiyor yaptığı her işi. Böylelikle bozuk düzenden intikamını alacağını sanıyor. Dünyaya tapınan adamların kirli işlerini ortadan kaldıracağını sanıyor. Beyaz adamlarla hesaplaşacağını sanıyor, ne bileyim işte. Kendi kalbi ile kavgaya tutuşmak istiyor, başkalarıyla kavga edemediği zamanlarda. Hakkı söylemediği, haklıya “sen haklısın kardeşim” diyemediği zamanlarda. Veya zalime “sen zalimin birisin” diyemediği.

Sevdalanmak istiyor kimi zamanlar. Geceleri şiir yazmak istiyor, büyük büyük sözler etmek istiyor. Dağlara çıkıp dağlarla, kıyılarına varıp denizlerle konuşmak istiyor. Çocuklara “bu büyükler var ya çocuklar” bu büyükler hep yalan söylüyorlar size demek istiyor. Bazı zaman aklını kaçırmak istiyor, delirmekten öteye bir şeyin kalmamasını istiyor.

Gidip birinin elinden tutmak istiyor kim olursa olsun. Dertleşmek istiyor kimi zamanlar, önüne kim çıkarsa. Zira tarihinde  en yalnız zamanını yaşıyor günümüz insanı. Günümüz insanı hayatını uzun yaşamak istiyor “ne yapacaksa” bu kan kokan dünyada.

Oysa çağın en yenilmiş, en yorulmuş insanı bu gün insan. Bakmayın göklere değecek evler yaptığına. Bu gün asla mutlu değil insan. Hangi türküyü okusa içi kahır ve acı. Evet bakmayın “şimdilerde” insanın dik durmaya çalışır gibi yaptığına.

İnsan önce kendine yenildi günümüzde. Önce kendine yalan söyleyip kendini kandırdı. Ve yalanı kutsal bir  metin haline getirdi günümüzde. Yalanla ayakta duran rezil bir sistemin yalanla ayakta kalan elemanı insan

Ne yani şimdi böyle yazı mı olur diyorsun. Olmadığını bende biliyorum. Bende biliyorum kendime yetmediğimi, sözlerimin söz olmadığını. Ama yine  de kendimi bir halt sanarak yazıyorum işte. Zalimlere olan öfkem azalsın diye, beyaz adamlara olan buğz’um  azalsın diye, ve beyaz efendilere “hani ahaliyi kandırmayı marifet bilenlere” öfkem azalsın diye bazı zamanlarda böyle saçmalıyorum işte. Ama seni seviyorum aziz kardeşim. Bu saçmalıklarımı bile okumaya katlandığın için seni seviyorum. Ve kimilerinin aksine yoksullarını seviyorum ülkemin. Evine gitmeye utanan babaları da. Nasıl anlarsın bilemem “çocuklarına ekmek götürmek için” gece işçiliğine çıkmak zorunda kalan kadınları da. Annem gibi seviyorum, kız kardeşim gibi seviyorum. Gördün mü yine aykırı sözler ettim. Etmezsem ölürüm.

                                                                                                                Mehmet  KAYA