KERBELA OLAYI.

Dün, Cuma günü Cuma  namazına giden kardeşlerimiz duymuşlardır. Diyanet tarafından hazırlanan, ve “ülke genelinde” okunan hutbenin konusu Kerbela idi. Yani ümmetin ilk vurulması can evinden, ilk yaralanması “yine kardeş bildiği” kişiler tarafından, ilk zulme tabi tutulması, ilk öldürülmesi saltanat tutkunu  zalimlerce. Farkında mısınız hala gök yüzünde çığlıkları var kerbela şehitlerinin.

Yani Yezidin askerlerinin, ve taraftarlarının “kendi saltanatlarına zarar gelmesin diye, yine Yezidin saltanatı yıkılmasın diye” Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in sevgili torunu Hazreti Hüseyin’i “ve beraberinde bulunan yetmişe yakın kişiyi” en canice, en hunharca, en alçakça “Muharrem 680” de  katledilmelerinin  adıdır Kerbela. Ve bu katledilen insanların yarıdan fazlası, kadınlardı,  çocuklardı,  ve hatta bebeklerdi. O günden beri hiç kurumadı Kerbelanın kanı. Ve hiç bitmedi gerçek müminlerin kalbindeki acı. Ondandır her on muharrem tekrarlanır duru kerbelanın acısı kalbimizde.

O  günden bu yana “dünyanın neresinde” yezitler çıkar,ümmetin başına bela olur, ve yeni kerbelalar olursa “ölenler öldürülenler daha çok çocuklardır, bebeklerdir, ve kadınlardır” dünyanın gözü önünde, ve bizim “ümmet” dediğimiz kalabalığın şahitliğinde. Böyle yazmazsam, bu sitemi yapmazsam “ölürdüm” sahi hangimiz söyleyecek “bu nasıl bir ümmet” anlayışıdır, kardeşlik anlayışıdır, boğazlanıp, veya boğazlayıp duruyoruz, bir birimizi?

Şimdi ben bu kerbaela olayının oluşunu, oluşunun nedenlerini, neden olduğunu, bilinen bilinmeyen sebeplerini, kimin kime tuzak kurduğunu, kimin kime hainlik ettiğini “uzun uzun” yazacak değilim. Zaten bu konu öyle birkaç yazıyla, birkaç makale, hatta  bir kitap ile bile anlatılacak bir olay değildir, bütün derinliği ile ele  alınılırsa.

 Ve  biz oraya gitmeden “yani Kerbela’ya” bu gün  İslam aleminin içinde bulunduğu durumu “bildiğimiz kadarı ile” bile  gözden geçirirsek anlarız ki “zalimler hiçbir zaman” Müslümanları sevmediler, ve İslam ile yaşamak istemediler, kendilerinin Müslümanlardan olduklarını söyledikleri halde. Bu  düşünceleri belli olmasın diye, tavırları anlaşılmasın diye “bu düşüncelerini” saklamak için yüzlerce bahane ile Müslümanlar ile kavga etmeyi, onlara işkence etmeyi evlerinden yurtlarından çıkarmayı bir çıkış yolu sandılar her daim kendileri için, mesela bu gün Suriye de olduğu gibi.

Evet yalnız zalimler değil “varsıl adamlar servet sahipleri, saltanata özenenler,insanların bir kısmını köle  görmek isteyenler, kendilerini yücelerde ve erişilmez görmek isteyenler, biz yoksul ve fakirlerle “nasıl bir anılırız?” demek isteyenler “aslında” her daim İslam ile yaşamayı sevmediler. İslam’ın bir kısmını kabul eder görünseler de “başka bir kısmını” tanımak istemediler. Ve bu anlayış her zaman olagelmiştir.

Belki de bundan dedi Muhammed Mustafa “bu din garip geldi, yakında garipliğe döner, ve yine bu dine garipler hizmet eder” diye, bilemiyorum. Bildiğim ve öğrendiğim tek şey “zalimler, onları destekleyenler, kendilerine ayrı bir statü talep edenler, dünya bizim olmalı diyenler “Aslında İslam ile” çok barışamadılar.

Ve İslam onlara hep hatırlattı “biriktirmeyin, kazandığınız mallarda yoksulların ve ihtiyaç sahiplerinin hakkı var diye. Ve sakın insanlara yukardan bakmayın, onları hor görmeyin, hesap gününde onlar sizden daha hayırlı olabilir” diye.

Uzun etmeyelim “Aslında kerbela” saltanat düşkünleri ile, idareciliği saltanat haline getirenlerle, insanları zenginler yoksullar diye ayıran zihniyet ile “hayır biz bir kardeşler topluluğuyuz, hak ve adalet üzere yönetilmeliyiz, herkesin yiyecek ekmeği içecek suyu oturacak evi olmalı diyenlerin savaşıdır.

Zira Hüseyin’in ölün fermanını imzalayanların her biri saraylarda ve köşklerde oturuyorlardı. Hem de ahalinin parasıyla yaptırılan. Şimdi buradan Ankara’da bulunanlara bir şey demek istemiyorum. Onun üstüne de ayrıca yazarız bir gün. Biz kerbela olayını “bu gün orta doğuda” olan savaşların ışığında okuyalım. Binler selam olsun Hüseyin’e, ve Hüseyni bir tavır içinde olan müminlere.

                                                                                                                                                  Mehmet  KAYA