Birileri bizi kandırmaya ikna etmeye kalkmasın. Ve artık millete söylenen hiçbir yalan dikiş tutmuyor. Bu ülke “yani bizim ülkemiz” bir iç savaşın içinde, başkaca bir adı yok bu çığlıkların, ve hiçbir söz teselli etmiyor bu ahaliyi anlaşılsın artık. Ve ülke ahalisi bir korku ve endişe içinde “haksız mı” öyle olmakla tedirgin olmakla? Bir savaşın “içinde değil” eşiğindeyiz diyenler, hem kendilerine, hem ülke ahalisine yalan söyleyen “ve yine birilerine” yaranmak isteyen “hem nalına hem mıhına vuran” menfaat düşkünü kişilerdir bize göre. Ve onların ülke diye bir dertleri de yoktur, kardeşlik diye de ve ümmet diye de. Onların bütün dertleri biraz daha dünyalık edinmektir oturdukları yerden.
Artık saklanır bir hali kalmadı. Ülkenin bir çok kentinin “en orta yerinde” savaşın ta kendisi yapılıyor, yüzlerce evler yıkılıp yakılıyor, yollar geçit vermez bir halde. Yollar eşkıyaya mekan olmuş bir halde. İnsanların arabaları yakılıyor, insanlar dağlara kaldırılıyor, kadınlarının gözleri önünde adamlar infaz ediliyor. Ve askerlerimiz “askerlerimiz polislerimiz” canları avuçlarında yaşıyorlar kendi ülkelerinde. Ve “ölüm bana ne zaman gelecek?” sorusu ile yatıp kalkıyorlar her gün. Eğer “bu bir savaş manzarası” değilse nedir? Hala “neden kandırıyorlar, veya kandırmaya kalkıyorlar, ülkemizi idare edeler bizleri acep?
Ve bir çok kentte “şehir ahalisi” günlerce evlerinde kalmaya, aç susuz kalmaya, elektriksiz kalmaya mahkum ediliyor. Bağına bahçesine tarlasına gidemez, hayvanlarına yem veremez durumunda. Ve sonra ölü sayılarından söz ediliyor ahaliye. Şu kadar terörist öldürüldü, şu kadar yaralı, şu kadarı sağ yakalandı filan deniyor. Ama biz bu haberlerin hiç birini duymak istemiyoruz bu ülkede. Hiçbir adamın evinden yurdundan edilmesini de, evini bağını işini terk etmesini de. Hatta hiçbir ananın ağlaması da istemiyoruz terörist diye öldürülen oğlunun ardından. Tehlikeli bir söz mü ettim?
Devlet bütün bunları “hak ve adalet üzere” sağlaması gereken bir varlık, bir güç değil midir? Neden bizim ülkemiz yarım asırdır bu savaşlara, bu ölüm oyunlarına kurban edilmeke?
Evet okullar yakılıyor, okullar tatil ediliyor camiler yakılıyor, hastaneler hasta tedavi edemez hale getiriliyor, ve Diyarbakır’ın en büyük camilerinden olan “Ulu cami de” ibadet yapılamaz halde şimdilerde. Bunun bir izahı olması gerekmiyor mu?
Bütün bu olup bitenler “bir iç savaş değil de nedir?” bunun başka bir cevabı var mıdır? Ve bu işler “öyle eften püften cevaplar ile” geçiştirilecek bir şey midir? Bu olayları küçümsemek, ölümleri küçümsemek, şehirlerin ablukaya alınmasını küçümsemek “bu ülkeye ve ümmete” bir ihanet değil midir?
Bu nasıl bir savaşın eşiğinde olmaktır, şehirlerin ana caddeleri bile halka kapatılmışken, yüzlerce ev ve sığınak “savaş malzemesi yığınağı” haline getirilmişken? Ve terör elamanlarının kendilerini “bu kadar” savaşa adanmışlıkları ortada iken:
Ve sahi bu evler, bu sığınaklar bu dağlar “terör örgütü” tarafından bu kadar çok “savaş silahları” ile doldurulurken, yığınak yapılırken “devlet ve devlet yöneticileri” ne yapıyorlardı acaba diye, bir soru sorsak, hata mı etmiş oluruz onlara karşı? Mit ne yapıyordu mesela desek, ve başka sorumlular ne yapıyorlardı?
Şimdi bütün suçu “terör örgütünün” ve onun destekçisi ülkelere yüklemekle “kimileri” sorumluluktan kurtulacağını mı sanıyor? Bu bir sorumsuzluk değil midir? Bunun bir hesabı olmalı değil millete? Neden o ahali evlerini terk etmek zorunda kalıyorlar, veya bırakılıyorlar? 78 milyon ülke ahalisi derken, ve bu ahalinin kardeş olduğunu söylerken “bu göçe zorlanan” insanlar “bu rakamın” içinde değiller mi? Ve devlet denen büyük aygıt “her bir vatandaşının” emniyetini evini barkını güven altına almak durumunda değil mi? Kentleri eşkıya bastı “ne yapalım?” demek bir devletin sığınacağı bir bahane midir?
Ve asıl soru “sahi biz ya da bu ülke” neden barışı sağlayamadık. Neden beceremedik “kardeş” dediğimiz inşalar ile birlikte yaşamayı. Hem de aynı dinin mensupları olarak, aynı Peygambere sevdalananlar olarak? Bu düşmanlığın başka kaynakları olmasın “bu gün” gündemde olmayan? Mesela “bir zamanlar” bu milletin evlerinde bile kendi dillerini konuşmaları neden yasaklanmıştı acaba? Ve neden ağır cezalar ile cezalandırılmışlardı “evlerinde bile” kendi dillerini konuşanlar?
Şimdi yazık olmadı mı bize, kardeşliğimize yazık olmadı mı?
Bu dökülen kanların asıl müsebbibi kimlerdir? Kimler bu kanlı örgütü, bu cani bu dinsiz örgütü Kürt halkına musallat eden, sebep olan. Aslında ne çok adamın elinde kan var bu konuda.
Ama ne edelim “kimse” asıl suçluların ayağa kalkmasını istemeye cesaret edemiyor.
Sanırım bu konuda yazmaya devam edeceğiz önümüzdeki günlerde inşallah.
Mehmet KAYA