Kimse ben iyilerdenim, ben hayır sahiplerindenim diye kendini kandırmasın. Ve kimse kendine yalan söyleyerek, ve “ben bu çağın, ya da bu kentin, bu insanların iyisiyim” diye kendine bir ayrıcalık kazandırmaya kalkmasın, hepimizin kendi günahlarımızın karanlığındayız. Sandığımız, ya da kimilerinin bize söylediği gibi, aydınlık değil yeryüzü, bu ülkenin gittiği yol aydınlık değil, ve insan tersine gitmekten mutlu olacak kadar kendinden habersiz. Ve kendi aklını kutsamaktan başka bir şey yapıyor değil insan çağımızda.
Rabbinin ne söylediği, ne tembih ettiği umurunda değil çağımızda insanın, ve şimdi insan kendi söylüyor kendi dinliyor, ve kendi söylediği her sözü hak ve doğru sanıyor, yalnız kendini hak yolda sanıyor insan. İnsandan derken Müslüman demek istiyoruz aslında. Doğrudan Müslüman demekle “bel ki” incitiriz diye “insan” demeyi daha makul buluyoruz. Ne yapalım, nereye gittiğini bilmediğimiz yolun başında bekleyen yolcu gibiyiz bu günlerde. İstiyoruz ki “kimse” yanlış anlamasın demek istediğimizi. Kimse kardeşlikten başka hesaplar yapmasın istiyoruz dilimizin döndüğü kadar.
Evet, bu kadar sözden sonra yine deriz ki, bu çağın insanları, bu çağın Müslümanları olarak “her birimiz” çağın karanlığının, zulmünün aç insanların, ayağı çıplak çocukların, denizlerin kıyısına vuran göçmen çocuklarının, kadınlarının adamlarının suç ortaklarıyız. Buna hayır diyenler “sen bunları nereden çıkarıyorsun?” diyenler nefislerindeki kibir dağını yıkamayanlardır bizce. Ve kitabın “bu konuda” ne dediğini anlamak istemeyenlerdir.
Eğer bu dine “yani İslam’a” inananlardansak, o İslam bize der ki “sizler yaşadığınız zamanda yaşadığınız şehirlerde, yaşadığınız köylerde, yaşadığınız kentlerde, mahallelerde sokaklarda “vuku bulan” ne hayır varsa, ve ne şer varsa hepsinden “ayrı ayrı” sorumlusunuz.
Yaşadığının kentin “öbür ucunda bile olsa” bir adam aç sabahlamışsa, veya “ölmüşse açlıktan” sen onun bu duruma düşmesinin müsebbiplerinden, ve günah ortaklarındansın, der din bize. Yanlış anlaşılmasın “sen derken” her birimize diyorum istisnasız.
Anlaşılsın diye açık yazalım. Yazalım da duysun gerçeklere kulaklarını tıkayanlar, ya da gerçekleri ters yüz edenler “ahaliye iyilik yapmak için” iktidar olmayı arzu ettiklerini söyleyenler, öğrensinler ahalinin önüne geçip kendi dinlerini pazarlayanlar, öğrensinler benim partim bu halkı kurtarır diyenler, öğrensinler yığınla mal biriktirmeye dini kılıf bulanlar, öğrensinler sofralarını Karun sofrasına benzetenler, öğrensinler “komşunun halini bilmeden” aleme ders vermeye kalkanlar “öğrensinler ve bilsinler” hayır ve iyiliğin zamanı yoktur, mekanı yoktur, partisi yoktur, cemaati yoktur, tarikatı yoktur.
İnsan hayır ve iyilik yapmaya talip olmak istiyorsa bunların birinin içinde olmasına gerek yoktur. Zira insan yalnız kendi yaptıklarının hesabına çekilecektir hesap gününde.
Yazalım söyleyelim de, bir daha öğrenelim hep birlikte “oturduğumuz şehirde veya mahallede sokakta “her hangi bir kadın” ben yetim çocuklarıma yedirecek ekmek bulamadığım için geceleri orospuluk yapıyorum diyorsa “o mahalle ahalisinin hepsi” o kadının işlediği günahına ortaktır.
Ben de “bu dini” biliyorsam “ki bildiğimi sanıyorum” bu böyledir. Bunun böyle olduğunu söyler ayetler. Bunun böyle olduğunu söyler “ayetleri bize okuyan” aziz Peygamber Hazreti Muhammed. Bunun böyle olduğunu söyler bütün kutsal metinlerin her biri, okumasını anlamasını bilirsek.
Haydi, biri çıkıp “mesela şehrin müftüsü çıkıp” bana “sen saçmalıyorsun bunları nerden çıkarıyorsun?” desin. Diyemiyorsa ey millet, ey dostlar “gerçek bu” ve bu gerçek, bir gün gelecek, bizim çok canımızı acıtacak haberiniz olsun.
Haberiniz olsun “hesaba çekileceksiniz açlığından” sokaklarınızda mahallelerinizde aç sabahlayan insanlardan. Ayakları çıplak çocuklardan hesaba çekileceksiniz. Çaresizlikten fahişelik yapmak zorunda kalan kadınlardan hesaba çekileceksiniz. Hesaba kimilerini sofraları boşken “onlarca yiyecekle” donattığınız sofralarınızdan. Ve hesaba çekileceksiniz zalimlerin safında yer almaktan. Hesaba çekileceksiniz hakkı söylemekten çekindiğinizden, ve susmalarınızdan. Daha ne diyeyim ey dost? Gel biraz da sen söyle. Sen de söyle “insanlığın” uçurumun kenarında olduğunu. Düşersek hep birlikte düşeceğimizi…Selamla kalınız.
Mehmet KAYA