BİR ÜLKE YIKILMAK İSTENİRKEN.
Aziz millet, bu ülke bizim ülkemiz. Taşıyla toprağıyla dağları denizleriyle, yoksul adamlarıyla,ağıt yakmaya doymayan kadınlarıyla, muradına ermeyen kızlarıyla, imar edilmemiş bağlarıyla “beton yığını binalar yüzünden” kalbinin ortasından hançer yemesiyle, ve dört bir yanı düşmanla çevrili olan bu ülke “bizim” ülkemiz. Ve biz bu ülkenin ayağa kalkmasını beceremeyen, dik durmasını,ve de yiğit Müslüman olmasını beceremeyen çocuklarıyız, kalplerimizde yaraları olan.
Her şeyi kendinin bildiğini sanan, her şeye kendi aklının yettiğini sanan, dini en iyi kendinin bildiğini düşünen, yalan söylemeyi marifet bilen, kendini kandırmayı bile bir kazanç gibi düşünen, yalanla elde edilen malı kazanç sayan çocuklarıyız bu ülkenin. Öyle değil mi? Neden korkuyoruz kendimizle yüzleşmekten? Neden inkar ediyoruz kendi kendimizi bile kandırmaktan haz aldığımızı? Gerçekler ne kadar acı olursa olsun “yinede” faydası olur insana sonradan kabul etmiş olsa bile.
Biz, böyle yazıyor böyle söylüyoruz diye “varsın” birileri ne derse desin, varsın partiler bir birini suçlasın, bir başkası “bu ülkeyi yalnız biz kurtarırız” deyip dursun, kibir yükü soytarı gazeteciler ne yazarsa yazsın, “anlayalım artık” içerdeki, ve dışarıdaki düşmanları bu ülkenin yıkılıp gitmesini, dağıyla taşıyla tarumar olmasını, insanlarının umudunu “hatta” izzetini ve şerefini, dinini imanın yitirmesini istiyorlar. Evlerimizden çıkalım artık, görelim sokaklarımız tarumar, sokaklarımız günah kokosu.
Ve bunun içinde “alçakların” yapmadık kötülük, oynanmadık oyun kalmıyor bu ülkeye. Bunu görmek için daha ne kadar bekleyeceğiz? Ne zaman diyeceğiz siyaset adamlarına “aklınızı başınıza alın, yaptığınız kavgaları bırakın, bir birinizin ayağını almayı bırakın, bir birinizi kötülemeyi bırakın, ahaliye yalan söylemeyi bırakın “gelin vicdan sahibi olun bu ülkeyi önceleyin” ülkeye sahip çıkın, ülkeyi kirletmeyin, zalimleri bu ülke üstünde söz sahibi etmeyin, batılıları karar sahibi etmeyin, ülkeyi satmayın “yoksa” sonra hesabımız çetin olur” diye.
Anlayalım: Ülkenin yeryüzünün neresinde bir düşmanı varsa, ülke içinde nerde bir düşmanı varsa, ya da hangi devlette “nasıl beceriyorlarsa birlik olmayı” bunlar el birliği, iş birliği, güç birliği ederek ülkemizin yıkılmasını istiyorlar, ülke bozguna uğrasın istiyorlar, ülkede kendileri söz sahibi olsun istiyorlar. Ülke yakılsın yıkılsın ahalisinin umudu tükensin istiyorlar.
Ve bunu bir milletin gözünün önünde yapıyorlar. Daha ne zaman biz, bu büyük oyunun farkında olacağız? Bunu hiç siz kendi kendinize sormuyor musunuz? Bu ülke elden çıkarsa veya Suriye Irak Afganistan gibi olursa “bu evlerin bu servetin, bu malların” ne kadar faydasını umuyorsunuz sahi?
Daha ne zaman ülkemizi “partilerimizin guruplarımızın cemaatlerimizin, ve kendi çıkarlarımızın önüne koyacağız? Ne zaman bu oynanan çirkin oyunun “bu ülkenin” aleyhine olduğunu bir birimize söyleyeceğiz kardeşçe? Ve ne zaman, bu kısır çekişmelerin bir faydasının olmadığını anlayacağız? Söz konusu olan yaşadığımız ülke, daha ötesi var mı bu işin?
Ankara da “barış mitingi altında yapılmak istenen” ve sonunda karanlık bir oyunun bir parçası haline gelen, o miting ten de anladık ki “karanlık adamların” kirli elleri büyük tezgahlar peşinde bu ülkede. Ve barış mitingi diye söylenen miting de bir tek olsun “bu ülkenin bayrağı yok” görmediniz mi? Ve adamlar öyle bir seslerini yükseltiyorlar ki, ve kendilerini öyle bir pazarlıyorlar ki “nerdeyse” bizde onların safına geçecek hale geliyoruz, ve soramıyoruz “barış için buradaysan” hani bu ülkenin bayrağı diye? Kabul edelim şimdi çoğumuz “hatta hepimiz” bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın der hale geldik.
Ve sonra “yani o büyük katliamdan sonra” batılı ülkelerin büyük elçileri “katliam yerine” çiçek bırakmalarından da, anladık ki “bu hesabın içinde başka hesaplar var” ve bu adamların, mensup olduğu devletlerin her biri karanlık hesapların bir parçası. Barış mitingi altında yapılan “ve içinde” devlet düşmanlığından, İslam düşmanlığından başka bir şey olmayan mitinglerde bu oyunun bir sahnesin. Sizce öyle değil midir?
Katliamda ölenlerin “öldükleri yere” çiçek bırakan bu alçaklar “neden” bir kerede Suriye de “Suriye zalimi tarafından” bombalar öldürülen insanların öldükleri yere çiçek bırakmayı düşünmediler. Zira Suriye de Pazar yerlerine atılan bombalarla “her daim” yüzlerce insan ölmedi mi?
Evet, birileri bu ülkeyi yıkmak parçalamak istiyor. Birileri bu ülkeyi kendi mülkü sanıyor, ve başka biriler bu oyunun oyunun oyuncusu olmaktan utanmıyor.
Onun için derim ki: Ey millet ülkenizi her şeyin üstünde tutun. Partilerinizden peşinden gittiğiniz cemaatlerden, ve dünyalık hesaplarınızdan üstün tutun. Ülke gider “ya da” kirlenirse, her şeyimiz gider ve kirlenir.
Mehmet KAYA