Bu doğru söyleyen Halil hoca da kim mi? Söyleyeyim. Aslında öyle çok bilmiş, bilmediği halde bildiğini sanan adamlarla yolum çok fazla kesişmez. Ama Halil hoca onlardan biri değil, ve zaman zaman benim de katıldığım bir okuma gurubuna gelen, ve bana göre çok şeyde bilen, ama bunu asla pazarlamayan, hatta bu konuda hayli mütevazi olmaya çalışan, söz etme konularında geri duran, ama kendini daima hesaba çekmekten yorulmayan, yılmayan, başkalarından çok kendi ile konuşan, ve kendine “sen kaç paralık adamsın ki?” başkalarına yön vermeye, yol göstermeye kalkıyorsun diyen Kilis doğumlu, ve İstanbul da yaşayan ama bu günlerde Alanya da ikamet eden bir adam, Halil hoca, ama adam işte.
Bu benim sözüm ona. Keşke çevremizde o kişi var ya “adam gibi adam” diyeceğimiz insanların sayısı fazla olsaydı. Zira biz adam gibi adamla çok muhtacız çağımızda. Ahşap kapı seslerini duymaya hasret kaldığımız gibi “adam gibi adamların” sesine duruşuna ve sözlerine dostluklarına hasretiz.
Hani bizler “yani Müslümanlar, kitaba uygun yaşadığını sananlar, kendilerinden başka kim varsa yanlış yolda olduğunu söyleyenler” yani her birimiz, her konuştuğumuzda, her yazdığımızda, her söz ettiğimizde, memleket üstüne konuştuğumuz zamanlar, ya da partiler üstüne, cemaatler üstüne, ülkenin geçmişi geleceği adına konuşanlar, geçmiş adına gelecek adına tahliller yapanlar “elimize fırsat geçtiği anda” bütün ahaliye, kendimizden başka herkese bir söz söyler, herkese bir yol gösterir, herkese akıl verir ve herkesi aydınlatmaya çalışırız ya, ve “bunu yaptığımız zamanlar” kendimizi mücahit filan sanırız ya. Biraz rahatlar, biraz gururlanır biraz da kendimizi koyacak yer bulamayız ya.
İşte böyle zamanlarda “böyle yapan kişiler” kendilerine gelsin diye veya biraz hatlarını biraz sınırlarını bilsinler diye, Halil Hoca der ki böyle kişilere.
Arkadaşlar: Gelin biz başkalarına söz yetiştirip duracağımıza, başkalarına akıl taşıyacağımıza, biraz kendimize dönelim, kendi halimizi bir gözden geçirelim. Kendi evimiz kendi ailemiz, çocuklarımız oğullarımız kızlarımız ne alemde “bizim başkalarından istediklerimizi” kendi çocuklarımızdan oğullarımızdan kızlarımızdan isteyebiliyor muyuz, onu bir düşünelim. Kendi evimiz ne kadar Müslüman, ve biz kendimiz ne kadar Müslüman’ız, hayatımızda ne kadar ahlaklı, ne kadar merhametli ve ne kadar sorumlu kişileriz, bunu soralım kendimize. Der ve devam eder Halil Hoca.
Arkadaşlar: Kabul edelim ki, bizler daha kendi evimizi, kendi ailemizi, kendi oğlumuzu kendi kızımızı Allah’ın istediği şekilde İslam yoluna davet edemeyen, onları İslam’a çağıramayan, onları ahlaklı kılamayan “hatta” evlerinde sözü geçmeyen, eşine doğru söz edemeyen, onlara sevdadan aşktan konuşamayan, onlar ile kitabın yolunda yürüyemeyen, onların yüzünü güldürüp, yüreklerine sevinç ve mutluluk tohumları ekemeyen, yollarını aydınlatamayan, ellerini ellerimize almaktan mutlu olmayan insanlarız.
Ve evlerimiz “bir Müslüman evinden çok” bir kapitalist bir batılı bir dünyayı tutkunu, kişilerin evine benziyor. Evlerimizde harcadığımız zamanın içinde İslam yok, kitap yok, Muhammed yok, merhamet ve şefkat yok, muhabbet yok. Ve biz kendi çocuklarımıza iyiliği, ve hayrı anlatamayan, iyi ve hayırlı adam olmayı bile öğretemeyen insanlarız. Kuşlara yem atmayı, yoksulların elinden tutmayı da çok söyleyenler den değiliz. Neden gerçekleri kabul etmek bu kadar zor geliyor bize?
Ve ben bazı kereler Halil hoca ile çatışsam da “zaman zaman ve kendi kendime” Halil hoca doğru söylüyor demekten kendimi alamıyorum.
Zira insanların önüne geçip konuşan insanlar çoğunun, çoğu ağabey denen kişilerin, kimi öncü adamların, kimi meşhur hocaların “pek çoğunun aile yaşantısı” ev yaşantısı, çocuklarının yaşantısı ev hali içler acısı. Ve hayatlarının her alanında israf diz boyu. Ve bu günahları görünmesin diye “varlıklarının gücüne de sığınarak” ahalinin önüne geçerek bir şey demeye kalkıyorlar, yarısı yok, yarısı kirlenmiş sözler etmeye çalışıyorlar. Ve bu kişiler bu sözlerini yapanlar olmadıkları için berbat sonuçlarla karşılaşıyoruz kentlerin sokaklarında.
Bundan dolayı “çok konuşanlar insanlara çok söz edenler yazanlar çizenler camide vaaz eden hocalarımız, hele imamlarımız “evet imamlarımız” durup, bir daha düşünüp kendilerini bir daha kantara koyup ağırlıklarını gördükten sonra ahalinin önüne geçip söz etmeliler. Kendi hayatlarında olmayan güzellikleri iyilikleri ve hayrı başkalarından talep etmemeliler.
Bundan dolayı Hali Hoca gibi ben de derim ki: Herkes bir ara versin ve kendine dönsün, kendi evine dönsün, kendi çocuklarına dönsün. En azından kendi sokağına dönsün. Temizlik yapacaksa oradan başlasın. Ne dersiniz?
Mehmet KAYA