BİRİLERİ BU ÜLKEYE YAZIK EDİYOR.
Kim olduklarını siz tahmin edin, ve siz bulun, ama birileri bu ülkeye yazık ediyor, ve asla acımıyorlar ülkeye, ve ülke insanına. Kalplerinde ne sevda var ülkeye dair, nede insana dair sevgi var yüreklerinde. Ve bu zihniyette olanlar “hala bu ülkenin” asıl sahiplerini kendileri sanıyorlar ve “bunu yaparken” asla yüzleri de kızarmıyor utanmıyorlar “biz bu hakka neden ve nereden sahibiz” diye de sormuyorlar. Çünkü zihinleri kirlenmiş, akılları nefislerinin esiri olmuş, arzularına esir düşmüş bencil kişiler bunlar. Ülkenin kan revan içinde olmasına sevinen, ve de aydınlık olmasına yas tutan.
Uzun etmeden konuya girelim, ve söylenmesi gerekeni söyleyelim, söz varacağı yere varsın. Kimler olduğu nereden beslendikleri hem belli “bazılarımıza göre de belli olmayan” kimi kişiler, kimi guruplar kimi partiler, ve kimi cemaat mensupları “çoğu kere bilerek” bu ülkeye yazık etmek istiyorlar, ülkenin kalbini acıtmak ve hatta sırtından bıçaklamak istiyorlar. Ve bu adamların, bu partilerin, bu gurup ve cemaatlerin “hiçbir şey umurlarında değil” ülke konusunda. Varsa yoksa kendi çıkarları, varsa yoksa kendi hesaplarının tutması, varsa yoksa kendilerinin ayakta kalması.
Evet, umurlarında değil “ülkenin” büyük bir yangın içinde olması, savaş kokularının yayılması sokaklara, orta doğu topraklarına, ve çocukların ölmesi bir hiç uğruna bombalar altında. Onlarca insanın ölmesi, yüzlerce annenin göz yaşları içinde olması umurlarında değil, umurlarında değil ümmetin yarısın sefalet içinde yaşaması yeryüzünün bir çok yerinde, sınır boylarında, ve çadır kentlerde.
Aslında bu ülke düşmanlarının, bu fitne çıkarıcıların, bu laiklikten başka tek söz etmeyi bilmeyenlerin, veya dini yalnız kendilerinin bildiğini sananların, iftira ve bozgunculuktan başka bir şeyi akıl edemeyenlerin, her iyiye her hayra karşı çıkmak için bahane uyduranların “ülke ve ülkenin geleceği konusunda” ne bir sözleri var, ne de bir fikirleri.
Ve bu insanların, bu partilerin bu kimi gazetelerin, kimi cemaatlerin, kimi sivil örgütlerin “aslında ne yapmaya çalıştıkları” ne istedikleri de çok belli de değil. Ama biliyor olduklarımız, ve tahmin ettiklerimizin “yarısı bile” doğru ise bu kişiler ülkeye ve ülkenin geleceğine hainlik edenlerdir. Bütün hedefleri ülke acı çekmeye devam etsin, insanlar kavga etmeye devam etsin, hatta ülke yangın yerine dönsün de “onlar” zalimane tavırlarını sürdürsünler, ve hedeflerine doğru yürüsünler.
Sözüm nasıl anlaşılır bilemiyorum, ama çok da umurumda değil nasıl anlaşılması. Efendiler artık herkes bilsin ki “kimsenin başka bir kimseden” üstünlüğü yoktur yeryüzünde, veya bu ülkede. Kim ben sizden “farklıyım” diyorsa o zalimlerden bir zalimdir, daha ötesi yok bu düşüncenin. Hiç bir kimsenin hakkı değildir “Allah’ın kullarına verdiği hakkı gasp etmek”, ve sonra ben sana bu hakkını vereceğim demek.
Söyleyelim de yüreğimiz rahat etsin “en büyük terbiyesizliktir” birine başka birinin “bak sana bu hakkını veriyorum demesi, kendi dilinde konuşma hakkını veriyorum demesi” bundandır “bir yerde” verilmesi gereken bir haktan söz ediliyorsa “orada önceden gasp edilmiş bir hak vardır” ve bu gasp “hangi nedene dayanırsa dayansın” o insanlara yapılan bir zulümdür.
Ne yazık ki ırkçılığı din haline getiren, ve kutsayan bir zihniyet “hala bu ülkenin” asıl sahiplerini kendileri sanıyorlar, ve başkalarını kendilerine itaat etmesi gereken köleler gibi görüyorlar. İşte bu zihniyetin sonucudur “bu gün” bu ülkede olup bitenler, insanların bir birine düşman gibi davranması.
Neden ama neden bir ülke veya ülke ahalisinin bir kısmı “daha başka bir kısmının hakkını vermekten söz ediyor, ve bunun için şartlar öne sürüyor. Hem bu hakkı nereden alıyorlar bunu yapanlar. Kim bir başkasının “ana dilinde” konuşmasına mani olabilir? Oluyorsa bu bir zulüm değil midir, bu bir rezil davranış değil midir o insanlara karşı? Hangi kutsal metin onaylıyor bir insanın, bir ırkın, başka bir insandan veya ırktan üstün olduğunu? Muhammed Mustafa veda hutbesinde demiyor mu “kimsenin başka bir kimseden” üstün olmadığını? Demiyor mu “üstünlük” sadece takvadadır, ve iyi kul olmaktadır diye?
Büyük millet meclisine “milletvekillerinin” yaptıkları yemin merasiminde bir daha gördük ve öğrendik “yapılan yeminin” hiçbir tutar yanı yok. İçinde hiçbir değer taşıyan sözde yok, ve bir kutsala atfedilen söz de.
Neyse: Ben Leyla Zana’nın yeminine gelmek istiyorum. Çünkü Leyla Zananın yemini konusunda kimileri yine ortalığı karıştırmanın yolunu seçtiler. Ama asla doğru yapmadı bu beyler. Ne demiş Leyla Zana? Onurlu ve kalıcı bir barıştan söz etmiş, ve “suçu” bunu Kürtçe söylemesi. Sahi ne var bunda? Biz bu ülkede barış istemiyor muyuz? Ha Kürtçe talep etmişin, ha Türkçe. Bu ülkeye yazık oluyor beyler. Ve sonra yemininde Türk halkı yerine “Türkiye halkaları” demiş. Ne yani insanları “illa Türk” olmaya zorlamaya devam mı edecek sistem? Türkiye halkları- evet biz “kim ne derse desin” biz arasına fitne sokulmuş bir kardeşler topluluğuyuz, bazımız Kürt, bazımız Türk. Kim fitne peşindeyse yazıklar olsun. Hele siz şu yemin metnini bir anlaşılır kılında sonrasını yeniden konuşur, yazarız.
Mehmet KAYA