BİZ VAR YA DOSTUM BİZ, SÖZÜNÜ TUTANLARDAN OLMADIK.

Biz var ya dostum biz “yani adının yanına Müslüman yazdıranlar, kendini iyi adamlardan sayanlar, kendini bırakıp başkalarının hidayete çağıranlar, başkalarına öğüt vermeyi marifet sayanlar, kendilerini “yeryüzünün” tebliğ elamanı sananlar, gazete  köşelerinde dinden imandan söz edenler “Cuma günleri vaaz  edenler ahaliye, ve ahaliye “doğru olun” diyenler, hutbe okuyanlar minberlerde, televizyonlarda din anlattığı sanan kişiler, bunlardan “herhangi biri olarak” aslında biz sözünde duranlardan, sözüne sadık kalanlardan, ve söylediklerini kendi yapanlardan  olmadık.

Bu gün, bu ülkenin  ve de ümmet dediğimiz topluluğun, en büyük sıkıntısı bu. Yani  söz  edenlerin “kendilerinin” ettikleri sözlere uygun yaşamayışları. Ve hayatımızın her alanında yalanlar oluşu.

Düşünürsek, anlayacak ve kabul edeceğiz sanırım. Ne Allah’a verdiğimiz sözde durduk, ne de çok sevdiğimizi söylediğimiz “Peygamberimiz  Muhammed Mustafa’nın” yolunda duranlardan olduk. Sözlerimize girenler kalplerimize giremedi nedense. Nedense iman ettiğimizi söylediğimiz, kendi aramızda konuşurken “yasamız” dediğimiz “kitabın” çizdiği yolda duranlardan olduk.

Ne ayetlere kulak verdik aslında, ne ayetleri bize taşıyan Peygamberlerin hayatına. İkide bir, ya da  “bazı kereler” aç kalan Muhammed Mustafa’dan söz ettik, ama kendimiz akşam sabah tıka basa yemeyi “yeni elde edilmiş” bir mutluluk sandık hayata dair. Çok yemezsek öleceğimizi sandık, insanların bizi ayıplayacağından korktuk çoğu zamanlar.

Aklımıza çok koymadık dünyada yaşayan insanların yarısının aç olduğunu. Canımızı acıtmadı “bir lokma ekmek için” kendini pazarlayan kadınların varlığı. Ve yine aklımıza düşüp canımızı acıtmadı “kimi yoksul ama halkı Müslüman” ülkelerde küçücük çocukların seks kölesi yapılarak pazarlandığını beyaz adamlara.

Elbette  kolumuz uzanmaz her yere, ve sözümüz de ulaşmaz. Ama kolumuzun uzanacağı, sözümüzün ulaşacağı  kimseleri de kollar gibi gibi yapmadık, yanlarında olduğumuzu hissettirmedik. Bundan dolayı yeryüzünün her yanına zalimler hakim olur hale geldi. Şimdi el birliği ederek, söz birliği ederek,ve güç birliği ederek “kimi şeyleri de bahane ederek” dünyanın her yanında özellikle orta doğuda Asya da Afrika da kan kusturmaya devam edeceklerini bir daha söylediler Antalya da. Ve kim ne derse desin bunlara “yanlış yapıyorsunuz?” diyen tek kişi Tayyip Erdoğan. Bazıları kızsa da ben bunu söylemek yazmak durumundayım.

Müslüman ahali olarak “hayatımızın her alanı” yalanla iki yüzlülükle  dolu olduğu halde, kendimizce uydurduğumuz “o yalanlara” kitabın dediğinin dışında bahaneler bulduk, kendimizi temize çıkarmak için.

 Bir birimize yalan söylemeyi, bir birimizi kandırmayı, bir birimizi aldatıp kazıklamayı “vicdanımızın hatta imanımızın bir parçası haline getirdik” ve bundan dolayı iki üç Müslüman bir araya gelip, bir iş yapamaz  oldular, sizce  öyle değil mi?  Zira zamanımızda “bir Müslüman, başka bir Müslüman’a güvenmez  oldu  günümüzde. Oysa biz “düşmanlarının bile” El-emin dedikleri bir Peygamberin ümmetiydik, sahi bu ne iştir, neden bu haldeyiz şimdi?

Bir birimize yardım etmeyi, bir birimizin elinden tutmayı, derdi olanın derdine ortak olmayı, soframızda misafir bulundurmayı, infak etmeyi, paylaşmayı unuttuk, sizde farkında mısınız? Gerçekten unuttuk, ve gerçekten biz bu dünyaya yenildik, ve şimdi “çoğumuzun, hatta pek çoğumuzun hayatı” kendilerini eşleştirdiğimiz kapitalistlerin hayatına benzer hale geldi, öyle değil mi?

Evlerimizin salonları “onların  evlerinin” salonlarının aynısı. Oturma odaları denenen odalarda öyle. Hele  çoğu Müslüman’ın Mutfağı sadece dünyayı hatırlatır bir konumda. Düşüncelerimize dünya karıştı, ve kirlendi düşüncelerimiz.

Hiç birimiz “sözlerimize iliştirdiklerimizi” yüreklerimize iliştirmiyoruz. Ve İslam’ın ne dediği çoğu insanın umurunda değil. İşveren bir Müslüman “yanında çalışan insanlara” sistemin önerdiklerinden başka bir hak tanıyan değil. Ve asla hatırlamak istemiyorlar Muhammed Mustafa’nın “himayenizde bulunan kişilere yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin” sözünü. Zira bu konuların her birinde “zalimlerin” davranış şeklini sergiliyorlar varlıklı ve servet sahibi olan Müslümanlarda. Ondan derim “gelin  önce kendimize yeni sözler edelim, gelin önce  kendi yüreklerimizi temiz ve iyi kılalım, gelin “ne yaparsak yapalım” dünyaya sahip olmanın mümkün olmadığını bir daha söyleyelim kendimize.

                                                                                                                                                Mehmet  KAYA