BEN KİMİN SESİYİM?

Böyle bir soru çok saçma biliyorum. Yine biliyorum kimse kimsenin sesi olmamalı aslında bu dünya da, ve kimse başka bir  kimsenin gölgesine sığınmamalı, ve onun kölesi haline gelmemeli. Ve kimse başka bir kimse  adına konuşmamalı. Başkalarının omzuna basmayı ayıp saymalı insan, yalnız kendi ayakları üstünde durmalı, ve yalnızca Rabbi karşısında kıyama durmalı.

Kendi sözleri olmalı insanın söyleyecek, kendi düşünceleri olmalı, kendi değerleri olmalı, ölse de asla vazgeçmeyecek  ve kutsalları olmalı. Gerekirse ölmesini bilmeli insan kutsalları adına. Ve hep iyiliğin tarafını seçmeli insan, ve hep iyileri yol arkadaşı etmeli kendine, ve iyilerden olmalı dostları. Yani  kitaba  uygun yaşamalı insan, hayatı kitaba uygun olmalı, oturduğu evi sahip olduğu değerleri yansıtmalı her daim gittiği  yerlere.

Bütün bunlara tamam da “durup dururken” ben bu soruyu neden sorma ihtiyacı duydum? Hemen cevap vermeye çalışırsak  “öncelikle bazı şeylere açıklık getirebilmek, bazı şeyleri daha iyi anlatabilmek, ve “sizlere daha çok aça bilmek için yüreğimi” o soruyu  sormak durumundaydım.

 Umarım anlatmak istediklerimi anlatabilir, söylemek istediklerimi bir bütünlük içinde söyleyebilirim.

 Ve sonra: “Hani bir yerde, ya da bir  toplum içinde biriyle karşılaşsan,  merhabalaşsan, hal hatır sorsan” her daim ve her yerde olduğu gibi “söz” biraz dinden, biraz İslam’dan, dahil olduğun cemaatten, oy verdiğin desteklediğin partiye gelir dayanır “sen hangi cemaattensin, veya hangi partiye oy veriyorsun diye.

İşte  bu sorulara  açıklık getirebilmek adına  “derim ki” ben yeryüzünde İslam ümmetindenim, ve dünyanın neresinde iman etmiş bir adam yaşıyorsa “nerde yaşarsa yaşasın” o benim kardeşimdir, onların sevinçleri sevincim, acıları acım, hüzünleri hüznüm “onlar açsa açım, çıplaksa çıplak, evsizse evsiziz bir adamım ben.

Kimsenin gittiğini yolunu kınıyor, ve yanlış diyen değilim. Ve kimsenin cemaatine de söz ediyor da değilim, ve beni çok fazla ilgilendirmiyor kimin hangi partiye oy vermiş olması. Bundan dolayı birilerine ne çok yakınım, ne çok uzak.

İnsanların söylediklerine değil yaptıklarına önem verim, ağızlarından çıkanlara değil kalbin söyledikleri değerlidir benim için. Ve buna İslam “hal dili” der, yani hal diliyle konuştukları önemli benim için bir insanın. Fırsat bulduğu yerlerde konuşu, dinden imandan bahsedip kardeşlikten söz edip “ ve sonra” sokaklarda biriken acılara aldırmadan, aç adamlara aldırmadan, gece işçiliğine çıkan kadınların çokluğuna aldırmadan, cesetleri kıyıya vuran çocukların kardeşlerine uğramadan villasına çekilen adam bir hiçtir benim için.

İşte bunların bazılarıyla “aynı yerde”  yan yana durmamak için, aynı havayı teneffüs etmemek, aynı yalanı söylememek için kimsenin sözcüsü değilim, ve kimseyi de her hangi bir topluluğa çağıran da değilim.

Söylediklerimin nasıl anlaşılacağı  çok  önemli değil. Ben bir yeryüzü vatandaşıyım, İslam ümmetindenim, ve  onların  her biri benim kardeşim “dünyanın neresinde” yaşıyor olurlarsa olsun. Aç kalsalar da benim kardeşim, denizde boğulsalar da. Derilerinin rengi hiç önemli değil benim için, ve ayaklarının çıplak oluşu. Yeter ki yüreğinde “Allah bana yeter” diyenlerden olsun. İşte benim kavgam “hem Allah’tan söz edip” hem de Allah’ın yerine kendi kararlarını veren adamlarladır. Bundandır derim “çok şükür” ben İslam milletindenim.

                                                                                                                               Mehmet  KAYA