EFENDİLER.

Bilinsin isterim doğrudan bir muhatabı yok söylediğim sözlerin. Yani yalnızca bir kişiyle, bir partici arkadaşla, bir cemaat  mensubu kardeşle muhatap olmaktan “öteye” herkese, her canlıya her soluk alıp verene, ayakta  yürüyene, yolun kenarında oturana, dağdaki çobana, çeşmeden su dolduran köylü kızına, beni anlayan, anlamayan herkese “kalbimin ta ortasından” bir şeyler söylemek istiyorum bu günlerde. Filistin’den Mescidi Aksa dan söz etmek istiyorum. Ve sormak istiyorum her bir insana “kardeşim” ne oldu bize böyle diye.

Evet herkese yürekten selam vermek, herkesle dertleşmek, herkesle konuşmak istiyorum, herkesi dinlemek  istiyorum, ve her bir insanın da beni dinlemesini. Yeni hikayeler  yeni öyküler ve yeni şiirlerden söz etmek istiyorum ülkemin ayağı yalın çocuklarına. Şiirsiz bir toplum olduğumuzdan “bu hale  geldik” demek istiyorum kimlerine, ve şiirsiz olunamayacağını söylemek istiyorum

Mesela sormak istiyorum herkese “neden okuyamadığımızı” İstiklal marşını baştan sona. Ve neden bu kadar habersiz olduğumuzu Mehmet Akif’ten. 

Kısaltarak söylersek, her insana, kalbinde iman taşıyan her inanmış her adama “inanmış, inanmamış her kadına” sevdasına yenilmiş kızlarına ülkemin, ayağı yalın çocuklarına, orospuluk yapmak zorunda kalan kadınlarına, işsiz babalarına “fakir ve yoksul  yaşayanına, ya da zengin yaşayanına “var olan her şeyi” kendinin sanarak. Herkesin elinden tutmak, gözlerinin içine bakmak “gel birlikte yaşayalım” demek istiyorum kimi zalimlere inat. Ekmeğimizi paylaşalım, sevincimizi umudumuzu, kahrımızı paylaşalım da “insan olduğumuz anlaşılsın” demek istiyorum.

Evet her bir insana seslenmek, selamlaşmak, merhabalaşmak, göz göze  gelmek, insan yanına tutunmak  “herkesle konuşmak” herkesle  dertleşmek, merhabalaşmak, herkesin derdine ortak olmak  istiyorum  ya da sevincine.

Hem kutsal kitabımız “bunun böyle olmasının”  gerektiğini söylemiyor mu bize? Hazreti Muhammed Mustafa “bir birinizi sevin, ve sevdiğinizi kardeşinize söyleyin, çekinmeyin “kardeşim ben seni seviyorum” demekten demiyor mu?

İşte ben bu yalan günlerinde, bu savaş bu kavga günlerinde, bu herkesin kendini ve kendi söylediklerini hak sandığı utanç günlerinde, herkesin kendi partisini kendi liderini kutsadığı bu telaşlı günlerde, ve yeryüzü ahalisinin yarısının aç yatıp aç sabahladığı günlerde “günahlarımın çokluğuna bakmadan” önüme çıkan her insana “selam kardeşim, nasılsın kardeşim!” demek geçiyor içimden.

 Herkesi selamlamak, herkese merhaba demek bütün çocuklara çiçekler ya da şiir yazılmış mektuplar vermek geçiyor.

Ve sonra kimilerine: Bu dünya da hiçbir şey sizin sandığınız gibi değil efendiler demek geçiyor. Bu din sizin anlattığınızın aynısı değil demek geçiyor. Gelin Muhammed Mustafa’nın hayatını bir daha okuyalım, bir daha gözden geçirelim demek geçiyor.

Ve hatırlatmak geçiyor Muhammed Mustafa’nın içinde yaşadığın halktan farklı yaşamadığını, farklı bir evde oturmadığını, farklı bir sofraya oturmadığını.

Yani bu seçim günlerinde, yalansız günlerin olmadığı günlerde, yeni aldatıcıların meydana indiği günlerde “yanınıza gelip selam kardeşim!” demek istiyorum. Selam kardeşim, selam şafakları aydınlık olacak yarınlara, selam sofrasında bereket olan insanlara. Selam “insanın derdini” kendine dert edinene her bir  insana. Ve selam üşümesini bilene, şiirden anlayana “ve  kitabı” kitaba uygun yaşayana. Nerede  hangi şehirde, hangi sokakta ve hangi evde yaşıyorsa selam.

                                                                                                                                 Mehmet  KAYA