Yeryüzünün, gök yüzünün efendisi olan, aziz Peygamber Muhammed (binler selam) Mustafa’nın meşhur bir hadisidir bu söz “hepiniz birer çobansınız ve gütmüş olduğunuz koyunlardan sorumlusunuz” der. Kim oldukları belli olmayan bazıları böyle bir hadisin olmadığını iddia ederlerse de “İslam’ın” ruhuna uygun bir söylemdir söylenen, ve insanlığın.
Yani biz söylemin gerçeği ifade edip etmediğine bakarsak, içeriğini anlarsak “bu hadis” hayatın her alanına yayılmalı, ve ne denmek istediği iyi anlaşılmalı. Ve insan bu sorumluluğun ne manaya geldiği konusunda düşünmeli, ve bilmeli ki “İslam olmak” bunun böyle olduğuna inanmaktır.
Bu hadisi hayata taşımaya çalışan kimi anlatıcılar “hepiniz birer çobansınız” sözünden anladıkları, ve ahaliye anlatmaya çalıştıkları şey, bu sözden “genelde” aile reisi babaların kast edilmekte olduğunu söylemeye çalışıyorlar, ve hadisin muhatabının “aslında” aile reisleri ve de babalardır diyorlar. Yani yalnız aile büyüklerine yükleniyor bu yük, aile reislerine, ve de babalara.
Gerçi son zamanlarda “kimi anlatıcılar, kimi yazanlar çizenler, vaaz edenler, ahaliye okumak için hutbe hazırlayanlar” bu çobansınız sözünün içine devletin de, idarecilerinde girdiği söylenmeye çalışsalar da “ne anlatanlar bunu yüksek sesle ifade edebiliyorlar, ne de konun muhatabı olan yetkililer “bu sözleri, bu sorumluluğu” üstlerine almak istiyorlar” bundan dolayı da bir sefalet içinde sokaklarımız. Sefalet ve bataklık içinde kentlerimizin şehirlerimizin “özellikle” arka sokakları.
Oysa söylenen söz o kadar açık söylenmiş ki “ kimler yetki sahibi ise, kimlerin emrinde insanlar bulunuyorsa, kimler idareci ise, kimler şehirlerde valilik, veya belediye başkanlığı yapıyorsa, kim şehrin müftüsü ise, kim mahalle camisinin imamı ise, ya da okulunda öğretmen ise “bunların her biri” bulundukları yerin konumu itibarı ve yetkisi kadar, kendi himayesinde bulunan her insanın her ihtiyacından, her derdinden her sıkıntısından, her günahından sorumludur, denmek istenmektedir.
Elbette öncelikle aile reisleri babalar, büyük babalar, anneler, büyük anneler bazı şeylerden “birinci derecede” sorumlu ise de “sağlıklı bir toplum arzulayan İslam” sorumluluk mevkisindeki her insanı “himayesinde olan her insandan” sorumlu tutar. Hem de, hem maddi hem manevi ihtiyaçlarını karşılama, belirleme ona göre davranma konusunda sorumlu tutar. Yani öyle “ben Müslümanlardanım” demekle olunmuyor İslam’ın ve onu bize taşıyan Peygamberinin söylediğine göre.
Daha ileri gidip, daha Muhammedi şeyleri dile getirme yolunu seçersek “varlık ve servet konusunda” üst seviyede olanların “her birini” de alt seviyede olanların halinden, onların açlığından, susuzluğundan, maddi manevi ihtiyaçlarını temini konusunda sorumlu tutar tutar İslam. Ve gerçek İslam bu sorumluluğa talip olanların varlığı ile gönüllerde barınır, o yürekleri kendine yurt edinir. Ve bu insanların varlığı aydınlatır bir ülkenin karanlık yüzünü.
Ne mi demek istiyorum?
İslam’ı ne demeye geldiğini, bize ne söylediğini iyi anlayalım, ve ona göre ayarlayalım hayatımızda var olan her şeyi. Planlarımızı ona göre yapalım, sözümüzü ona göre söyleyelim, denmek istenen bu.
Denmek istenen: Himayemizde ve idaremizde bulunan her insanın “yapıp ettiklerinden, sıkıntılarından, işledikleri günahlardan, “yapıyorlarsa” yaptıkları hayır ve iyiliklerden, aç kalışlarından, susuz kalışlarından, sokakta kalışlarından, kendilerini pazarlayan kadınların varlığından, ve ortaya koydukları bahanelerden sorumludur yetki ve makam sahibi her insan. Bir babanın ailesinden sorumlu olduğu kadar “bir vali de” şehir ahalisinin her durumundan o kadar sorumludur.
Bir o kadar da belediye başkanı, şehrin müftüsü, mahallenin imamı da sorumludur. Bunun üstüne tartışalım, itirazı olan varsa onları da konuşalım diye yazıldı bu yazı, bu seçim günlerinde. Gelen şehit haberlerimiz azasın diye yazıldı, anlamak isteyenler anlayacaklardır. Selam cümlenize…
Mehmet KAYA