BU NASIL UMREYE GİTME ANLAMIŞ DEĞİLİM.

Hani uzun etmeden yazar sak, ve  söyleyeceklerimizi söylersek. Kendinden  söz etmek istediğimiz arkadaşımız bir camide imam. Eh biraz da seviliyor çevresinde. Ve çok ayrı bir konu üstünde fazlaca yazılması ve söylenmesi, ve de konuşulması gereken.

Gerçi günümüz insanı “yani her birimiz” toplum hayatımızda kimi adamları, önder sandıklarımızı, başkan sandıklarımızı, ağabey sandıklarımızı, ya da caminin imamını “neden ve niçin sevdiğini, niçin onu yücelttiğini ve neden o kişiye bunca saygı duyduğunu” çok biliyor değiliz. Sahi bu önemi verdiğimiz insanlar bunu hak ediyorlar mı bunu düşünüyor değiliz.

Çünkü düşünce ayarlarımızda bir hedefimiz bir gayemiz yok. Kutsallarımız konusunda bir endişe taşımıyoruz artık. Ve hiçbir şeyi sorgulayanlar değiliz şimdiki zamanda. Bazı adamları neden bu kadar alkışlıyor bilmiyoruz. Bilmiyoruz daha başka adamları neden bu kadar yücelttiğimizi. Mesela parti liderlerini, cemaat önderlerini ve kimi ağabey denen adamları neden bu kadar kutsuyoruz, erişilmez sanıyoruz, çok biliyor değiliz bunları. Ve bu gün toplumun çoğunluk kısmı böyle berbat  bir saplantı içinde. Yazık ediyoruz kendi kendimize. Onlar olmasa hayatımızın eksik olacağını sanıyoruz. Onlar olmasa imanımızın noksan kalacağını sanıyoruz. Oysa her insan başlı başına bir alem, başlı başına bir hazine.

Ben diyor Hazreti Muhammed. Ben güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının çocuğuyum. Yani diyor ki, benden çekinmenize benden korkmanıza beni çok farklı görmenize, beni ulaşılmaz  sanmanıza, veya bir kral gibi görmenize gerek yok. Bende sizin içinizden biriyim diyor aslında. Ekmeğimi kendim kazanır, sırtımda kerpiç taşırım, hatta kendi sökümü kendim dikerim diyor. Ve biz böyle bir Peygamberin ümmetiyiz, keşke bunu yiğitçe kavrayanlardan olabilseydik.

Ama “şimdilerde” bizim önderlerimiz, bizim parti başkanlarımız, cemaat ağabeylerimiz, bazı ağabey denen adamlar, kentin müftüsü veya camideki imam arkadaş “yani her biri” kendilerine çok ayrı, çok başka ve olağan üstü  bir statü çiziyorlar. Bize “biz başkayız, biz yüceyiz, biz sizden çok farklıyız” demek istiyorlar bütün hal ve duruşlarıyla.

Ve bir vatandaş olarak biz onların kendilerine çizdiği bu statüyü kabul ederek, onları çok ayrı çok başka ve çok yüksek bir yerde görüyoruz. Ve bizim bu tavrımızı “onların her biri” kendi çıkarlarına kullanmaktan geri kalmıyorlar. Kimsenin karnı ağrımasın yazdıklarımıza, gerçek bu şimdiki zamanda.

Oysa uğrunda canımızı harcamaya çalıştığımız, uğruna gecemizi gündüzümüzü kattığımız, üstüne büyük büyük evler yaptığımız bağlar bahçeler işlediğimiz  bu dünya fani. Ve ne yaparsak yapalım burada  kalma şansımızı yok işte.

Bu ölüm yolculuğundan geri kalma “ve öteki dünyaya gitmeme” ve Allah’a hesap vermeme gibi şansımız yok. Yani her birimiz birer faniyiz bu dünya da. O kendilerini ayrıcalıklı sananlar da aynı şekilde bizim gibi ölmeye namzet adamlar.

Nereden nereye mi geldim?

Sahi ne yazacaktım şimdi nelerden söz ediyorum yine. Çok mu saçma buluyorsunuz söylediklerimi yoksa? İçi boş, ve olmayacak şeyler ile meşgul edip zamanınızı alıyorum yoksa. Yoksa bunları çok duyduk “sen başka şeylerden söz et mi” diyorsunuz. Böyle yazı mı olur diyorsunuz? Veya daha başka şeyler mi geçiyor yüreğinizden? Vallahi bu mahalle aslında hep  böyle. Yani şu yazanların, çizenlerin  ve ahaliye bilgiçlik taslayanların, kendini yazar sananların, ve kendilerini bir şey biliyor sananların bulundukları yerden bahsediyorum.

Aldırmayın, kendilerini yazar sandığınız adamların çoğu “ya bir partinin, ya bir cemaatin, ya bir gurubun, veya kentin Belediye başkanının elamı” olmaktan, onları yüceltmekten onların her günahına olur vermekten, onların kapısında bulunmaktan başka şey yapmıyorlar. Hiç olmazsa  ben kimseyi bir partiye, bir cemaate bir guruba çağıran “bunlardan birini destekleyin, onların yanında durun” diyen değilim. Ve hiç kimseye din de pazarlamıyorum. Dediğim tek şey “kendini hesaba çek kardeşim, kendine güven kendi kalbine güven, ve kendi vicdanını sesini dinle” kardeşim demekten başka. Özgür ol, özgür düşünce, ve özgürce iman et, demekten başka. Ve yaptığın işlerin insanlığa “ve İslam’ın” buyruklarına uyup uymadığını göz önünde bulundur demekten başka bir şey yapıyor değilim aslında.

Evet, arkadaşımız bir camide imam. Bilenler bilir “bu arkadaşlardan şanslı olanlar, ve kendilerini üstlerine iyi pazarlayan “diyanet ile” haç ve umreye giden vatandaşlara yoldaşlık ederler, onlara önderlik ederler, ve onlara bu işlerin nasıl yapılacağı konusunda bilgi sunarlar.

Bu arkadaşta bu şanslı kişilerden biri. Yine diyanet adına umreye gidiyor. Vatandaşlara bilgi verecek sözde, onlara rehberlik edecek.

Ama arkadaş daha gitmeden, daha Kabe’ye ulaşmadan “kendinden o kadar çok söz ettiki, kendi reklamını o kadar çok yaptı ki” sanırsınız bir filim şirketi adına çalışma yapıyor bu konuda. Ve  en sonunda Kabe’den haberler veriyor. Öyle şeyler yazıyor ki, o kadar çok resim yayınlıyor ki sayfasında “sanki” oralara sırf selfi çekmek için gitmiş. Sanki Diyanet adına çok özel  filim çalışması yapıyor.

Neyse biz bu günde bunların “ne iş” olduğunu, bunun nasıl  umreye gitmek olduğunu, nasıl bir görev anlayışları olduğunu soralım dedik.

Kimse kusura bakmasın bu adamlar ile “bu din” hiçbir gönül’ e, hiçbir sokağa  gitmez, ve bu adamların elinde her gün daha çok azalır bu din, bildiklerimiz azalır. Utancımız azalır, ve biz azalırız. Binler selam ve dua.

                                                                                                                         Mehmet  KAYA