Muhterem Hocam!
Şimdi bu kış günlerine, her yanımızda savaş kokusu olduğu günlerde, evler dolusu ölüm haberlerinin olduğu günlerde mesela, ve “bana göre” ümmetin çocuklarının yarısının sürgün yediği, bir yarsının açlık yoksulluk içinde, sefalet içinde “daha fazla ölmemek, daha fazla vurgun yememek için” kendilerince direnmeye çalıştığı günlerde “yazdığım bazı yazıları okuyanlardan bir kısmı, ya da söylediğim sözlerden duyanların bir çoğu” nedense kendi üstlerine alınarak, yüzüme demeyi beceremediklerinden, gözlerimin içine bakarak “sen yanlış şeyler yazıyorsun, yanlış sözler ediyorsun!” deme dürüstlüğünü gösteremediklerinden “arkamdan hocam” arkamdan, yani benim olmadığım yerlerde, ve kimi adamların yanında, ortak dostlarımızın yanında “konuşup duruyorlarmış” ve benim için işi gücü yok, veya her şeyi bırakmış “yoksul edebiyatı, fakirlik edebiyatı yapıyor” diyorlarmış.
Daha başka- başka şeyler ilave ediyorlarmış “Yalnız ben miymişim yoksulları düşünen, yağan karları gören, bir ben miymişim göçmen çocuklarını gören sokaklarda, neden bu kadar söz ediyormuşum varsıl adamlara, neden infak ayetlerini hatırlatıyor muşum onlara, onlardan alıp veremediğim neymiş?
Neden durmadan merhamet diyor muşum, yardımlaşma düşünenin elinde tutma deyip duruyor muşum? Neden “hem de durmadan” göçmen çocuklardan söz ediyor muşum, kendini pazarlamak zorunda Suriyeli kadınlardan söz etmekle ne demek istiyor muşum?
Ve kendimi ne sanıyor muşum. Benim bildiğim kadar dini kitabı onlarda biliyorlarmış, onlarda üzülüyorlarmış göçmen çocuklara, onlarda yardım ediyormuşlar Cuma günleri cami önlerinde kimilerine “daha ne yapsalar mış?
Neyse hocam!
Bunlar kimlerse, nerede hangi lüks evlerde oturuyorlarsa, hangi cemaatin mensupları, hangi tarikat şeyhinin tabileri ise, hangi ağabeyin, hangi hocanın sözünü dinleyenlerse, ve oylarını hangi partiye verdilerse “umurumda değil” umurumda değil böyle adamların ne deyip demedikleri de.
Ben ümmetin, ben kardeş bildiğim insanların, ben ümmetin kadınlarının babalarının oğullarının kızlarının ne hallerde olduğuna bakarım. Nasıl sefalet içinde olduklarına, nasıl aç yaşayabildiklerine nasıl böyle acımasızca ölüme yattıklarına, neden ve niçin yattıklarına bakarım. Ben bu kış günlerinde, bu soğukta bu ayazda muhacir insanların ne yeyip ne içtiklerine bakarım. Umurumda da olmaz dini kendilerine has kılan efendilerin ne dedikleri. Umurumda olmaz dünyayı ve yaşamayı kendilerine has kılmayı marifet bilen beyaz adamların dinden söz etmeleri, İslam dan söz etmeleri, ve benim için ya da başka kardeşlerim için ne dedikleri.
Ve şimdi siz söyleyin Hocam. Bu şehrin müftüsü olarak söyleyin, bir fetva makamı olarak söyleyin. Ama yalın ve çıplak söyleyin söyleyeceklerinizi. Ne benim kırılacağımı üzüleceğimi düşünün, ne de kentin efendilerinin kırılıp darılacağını düşünün söylerken.
Şimdi bu kış günlerinde, bu karlı günlerde, bu soğuk ve ayaz günlerinde “mahallemizde sokağımızda yakınımızda uzağımızda” nerede olursa olsun, nerede yaşıyor olursa olsun, ister bir çadırda ister bir gece kondu evde yaşasın “bir çocuk üşüyorsa, bir çocuk aç kalmışsa, bir kadın bebeğine süt veremiyorsa, başka bir kadın çaresizlikten orospuluk yapmak zorunda kalıyorsa” sahi biz bunlardan sorumlu değil miyiz hocam. Biz bunların çektikleri acılardan, ekmeksiz sofralarından, çocukların üşüyen ayaklarından, ağlayan annelerin göz yaşından sorumlu değil miyiz sizce? Sahi bu konuda İslam ne diyor, ne diyor kitap, ve Rabbimiz, Rabbimiz ne diyor hocam.
Bir bahane midir şehirlerin büyük oluşu, sokakların ve mahallelerin büyük oluşu? Böyle durumlarda bizlerin ne yapması gerekiyor mesela. Mesela “nasıl bir Müslümanlıktır?” Suriyeli göçmen kardeşlerimize iki oda kerpiç evleri yüz binlerce kiraya vermek? Nasıl bir “iman etmektir? Yoksulların ve de muhacir insanların sofrasında bir tabak yemek yokken “kimi adamların” onlarca yiyecek koymaları masalarına.
Neyse hocam! Bu yeni dünya, bu yeni adamlar, bu yeni Müslümanlar, bu yeni hocalar ve bu modern dünya benim çok canımı acıtıyor canımı sıkıyor “bundandır size” hocam bir şeyler söyleyin demem. Söyleyin “bu gün bu ülkede” kardeşçe bir sevme var mı sizce? Kardeşçe paylaşma ne bileyim ötesini siz söyleyin şimdi ki zamanda bizler gerçekten Müslümanlar mıyız? Yoksa bazılarının dediği gibi “ben mi” yanlış içindeyim?
Selam olsun kardeşliği inşa etmeye çalışanlara. Selam olsun yüreği ile sözü aynı olanlara. Selam olsun üşüyenler aklına düşünce uyumayı unutan yiğitlere nerede yaşıyorlarsa.
Mehmet KAYA