BİR İNSAN HER ŞEYİ BİLEBİLİR Mİ-VEYA BİLMEK ZORUNDA MI?

Tarih bize göstermiştir ki “hiçbir insan” her şeyi bilen değildir. Ve bilmek zorunda da değildir aslında. Ama yine aynı tarih bize göstermiştir ki “bazı insanlar” kendilerinin her şeyi bildiğini “yalnız  kendilerinin  bildiğini” ve  bu insanlar kendilerinin asla yanılmadığını, ve yaptıkları her işin mutlaka doğru olduğunu, söyledikleri her sözün “doğru söz” olduğuna inanmışlardır. Ve bu bencil duygu, bu “her şeyi ben bilirim, ve ben yanılmam” deme duygusu, ya da güveni “zaman, zaman” o adamların başında olduğu “milletlerin” başını  sıkıntıya “hatta önü alınmaz”  belalara  sokmuştur.

Ve bu insanların “bir  çoğu” kendi milletlerine, kendi ülkelerine sarılmaz yaralar açmışlardır. Ve “şimdi ki zamanda” dünyanın bir çok ülkesi bu yaraları sarmakla, günahlarını kapatmakta uğraşmaktadır. Ama olan olmuştur, ve yapacak bir şeyde kalmamıştır kimi zamanlarda.  Ve bu heveste olan insanların “çoğu” ülkelerin sorumluluk makamında, söz söyleme ve yetki makamında  görevlidirler. Ya devlet başkanıdırlar, ya kraldırlar, veya bir komutandırlar  ordunun başında.

Buradan gelmek istediğim yere gelirsek ve muradımızı açık edersek

Sayın Cumhurbaşkanımızın bazı tutumları için “birkaç söz etmek” kimseyi incitmeden.

Nedense, ve neden öyle sanıyorsa “Cumhurbaşkanımız  sayın Tayyip Erdoğan da” dünyaya dair ne varsa, ahrete dair ne varsa, siyasete dair devlet idaresine dair “ya da başka işlere dair” ne varsa “ her şeyi”  ama her şeyi mutlaka kendinin bildiğini sanıyor. Her şeyi doğru yaptığını, söylediği her  sözü doğru söylediğini sanıyor. Ve asla kendini yanılmaz, yanlış yapmaz, yanlış söz söylemez yanlış karar vermez sanıyor, bu kadar güveni nereden geliyorsa.

Oysa bir insanın “mutlaka” her şeyi bilmesi, bu dünyada  her konuda fikir sahibi olması, yaptığı her işin verdiği her kararın “mutlak doğru” olması gerekmez. Ve zaten bu  mümkün de değildir. Peygamberlerin bile böyle bir iddiası olmamıştır kendi hayatlarına. Ümmetlerine “her şeyi ben bilirim” gibi bir iddiası olmamıştır hiçbir Peygamberin. Ama tarihin değişik zamanlarında “bazı insanlar devlet başkanları, hükümet başkanları krallar, ve kimi ordu komutanları” kendilerinin her şeyi bildiğini sanmışlardır. Her yaptıkları işi doğru sanmışlardır, ve asla yanlış yapacaklarını, yanış karar verebileceklerini kabul etmemişlerdir.

Ve bu “kendini kutsama” çoğu kereler milletlerin başının büyük belalara girmesine neden olmuştur.

Bundandır yetki sahipleri, söz sahipleri ve devlet idare edenler “yanlış yapmasınlar, yanlışa düşmesinler, verdikleri kararlar ahalinin başını belaya sokmasın” diye kendilerine danışman denilen  kişiler veriliyor dünyanın her yerinde. Karar vericiler verecekleri kararların “doğru ve yanlışlığını” bu adamlara danışıp sorsunlar diye. Şimdi bir sürü danışmanla çalışıyor devlet başkanları, bakanlar hatta müdürler hem bizim ülkemizde, hem de başka ülkelerde. Kralların bile danışmanları olduğu biliniyor artık, danışsınlar danışmasınlar.

Ve bildiğimiz kadarıyla  “emrinde  en çok danışman olan devlet başkanlarından biri de” bizim  Cumhurbaşkanımız sayın Tayyip Erdoğan’dır.  Ve bu insanlara  çok büyük paralar ödendiği de sır değil artık. Fakat biliyor değiliz Cumhurbaşkanımızın bu adamların ne kadar bilgi ve görüşüne baş vurduğunu. Ama artık biliyoruz “sayın Cumhurbaşkanımızın” her şeyi kendinin bildiğini sandığını. Verdiği her kararı doğru sandığını, ve söylediği her sözünde doğru olduğunu sandığını.

Kimseler kabul etmeseler de, hele ak partili kişiler kabul etmese de “sayın Cumhurbaşkanının” bu çok bilme sevdası ülkenin başına sıkıntılar açıyor. Ne acı bir gerçek ki “bu sıkıntılar” apaçık ortada iken “bazıları” bunu asla kabul etmiyorlar. Suriye Irak konusunda onlarca söz etmek mümkünken “haydi kalsın etmeyelim” diyelim. Ama izahını kim yapacak Libya da Kaddafi’nin devrilmesini? Kim izah edecek sömürgeci Fransa’nın yanında olunmasını, ve bu gün Libya’nın parça-parça oluşunu?

En sonda “daha iki gün önce” Suudi Arabistan’ın idam ettiği kişiler konusunda “bu işler Suudi yönetiminin kendi iç sorunudur” denmesinin izahı var mı? Zira bu idam edilen insanların “tek suçu” Suudi yönetimini eleştirmiş olmaları. Aralarında Şia tarafından itibar edilen bir alimin de olması daha büyük bir faciaya sebep oldu bu sözleri sayın Cumhurbaşkanın. O zaman Mısır bize “bizim iç işlerimize karışmayın derse” biz nasıl ve hangi hakla “zalim SİSİ” diyeceğiz?

Hani birileri, Cumhurbaşkanın yakınlarında olan birleri, ya da şu danışman ordusundan birileri “sayın Cumhur başkanına” bir insanın her şeyi bilemeyeceğini, zaten bilmek zorunda olmadığını söylese de “bizde bu kadar endişeye kapılmasak” yarın ne olacak diye? Yarın  ülke ne ile, hangi sıkıntı ile karşılaşacak diye…

                                                                                                                                                                               Mehmet  KAYA