VE BİR GÜN/EVET YİNE BİR GÜN.
Ve bu gün yazıp söyleyeceklerimiz “kimi kişilerin” canını sıkarsa, ve kendilerince yorum yaparlarsa hakkımda “gerçek anlam da beni dinlemeden” bilinsin ki, hiç kimseye ne darılacağım, nede üzüleceğim “bunlar neden oluyor?” diye. Bu savaş bu yıkım günlerinde, ümmetin yarısının sefalet içinde yaşadığı günlerde “o türlü işlerle” uğraşmak, hatta bu kardeşlere söz anlatmaya çalışmak akıl işi değil. Zaten sırtından vurulan bir ülkenin çocukları olarak “her yanımız” yara bere içinde.
Ondan derim “sanmasınlar” arkamızdan konuştukları zaman, yazdıklarımıza söylediklerimize kendilerince “olur olmaz” yorumlar getirdiklerinde, bizi eleştirdiklerinde onlara darılacağız. Hayır asla böyle bir şey olmayacak. Ne yaparlarsa yapsınlar, ve ne söylerlerse söylesinler “biz onların her birini” kardeş bilmeye, kalbimize basmaya devam edeceğiz. Zira çok ihtiyacımız var bu kardeşliğe.
Zira bilenlerdeniz. Bir birimize darıla darıla, bir birimize küse küse “çok azaldık” çok azaldık siz bunun farkında değil misiniz? Azalmasaydık şimdi böylesine yalnız mı kalırdık “birimiz bir yerde, başka birimiz başka bir yerde” zalimlerin bütün oyunları yanı başımızda bizi vururken “böyle bırakır mıydık” ellerimizi bir birimizin. Ne çok yazık ettik bir birimize, ne çok kandırdık bir birimizi, ve ne çok canını acıttık bir birimizin?
Hem artık “bu dünyaya dair hayata dair” hiçbir şeye kızmayacağıma üzülmeyeceğime söz verdim kendime. Kendimle konuştum “ve dedim ki yine kendime” bu dünya, ve onun sağlayacağı nimetlerin her birinin varlığı ya da yokluğu hakkında “olması ya da olmaması konusunda” asla üzülmeye değmez.
İman etmişlerdensen “bunu bilmen, buna böyle inanman lazım” dedim kendime. Bil ve unutma bütün Peygamberlerin dilinde “bir boş handır” bu dünya. Boş “ve bir yarısı yıkık duran” her daim. Geleni de memnun değildir gideni de. Ya üç kalırsın, ya üç ay, ya da üç sene. Daha fazla kimseyi tutmaz dünya yanında. Ve asla kimseye merhamet edici de değildir.
Ondan derim “olur ya bir gün, evet bir gün” yeniden “ve bir daha” başka başka adamlar karşıma çıkarsa, başka başka hocalar önderler, siyasetçiler, guruplar cemaatler önüme çıkarsa, veya karşılaşırsam bir yerlerde “ve bu adamlar” şimdikiler gibi, yine ekmekten sudan söz ederlerse, kardeşlikten söz ederlerse mesela, ya da Cuma namazına gitmenin faziletinden söz ederlerse.
Ve başkaca bir anlamı yoksa cumanın onların yanında, birlikte namaza kılmanın, birlikte kıyama durmanın “başkaca bir anlamı yoksa” ümmetin ve insanlığın başka dert ve sıkıntıları “o gün” ortaya konmuyorsa, kimi şeylerden Müslümanlar haberdar edilmiyorsa mesela.
Buna rağmen “insanı” imar etmekten söz ederlerse. İmandan söz ederlerse, kitaptan söz ederlerse.
Yalan söylemek iyi değil derlerse, ya da hırsızlık yapmak. Hırsızlık günahtır derlerse, başkalarının hakkını yemek günahtır derlerse. Mesela işçinin hakkını, hizmet işinde çalışan kadınlarını hakkını yemek günahtır derlerse. Günahtır derlerse faiz yemek. Ve bankalar da dolaşmak, bankaları bir kurtuluş çaresi gibi görürlerse.
Komşusu açken sabahlamak günahtır derlerse.
Yoksullara sahip çıkmamak, ve yetimleri kollamamak günahtır derlerse.
Kadınların canını acıtmak günahtır derlerse. Ve zalimlere alkış tutmak, onların yanında olmak, onları övmek günahtır derlerse.
Derlerse “evlere eşya doldurmak” günah. Evleri putlaştırmak günah. Çok yemek israf etmek günah derlerse.
Yemin olsun “bu adamların” hiç birine inanmayacağım. Hiç birine “sizler doğru söylüyorsunuz” demeyeceğim. Ve asla onların söylediklerini tasdik edenlerden olmayacağım.
NEDEN Mİ?
Söyleyeyim. Zira onlardan önce gelenler “yani şimdi muhatap olduklarımız, şimdi doğru sözlü olduklarını sandıklarımız, şimdi dinden söz edenler, kardeşlikten söz edenler, aç komşunun durumundan söz edenler.
İşçi hakkından söz edenler, kadınlar hakkında konuşanlar, yetimler ve yoksullar hakkında konuşanlar kimi yerlerde.
Kendilerini “iyilik meleği gibi pazarlayanlar, kendilerinin öne çıkaranlar, önder sandıklarımız, lider sandıklarımız, ağabey diye kutsadıklarımız, kendilerini canımızdan öte bildiklerimiz” evet bunlar, bunların her biri “söz söylediklerini önderlik ettiklerini, ağabeylik ettiklerini” kandırmaktan onları aldatmaktan, ve onları sapıtmaktan başka bir şey yapmadılar.
Onları taşımaktan eskidi omuzları insanlar. Ve onlar kendileri makam edinirken, onlar servet çoğaltırken, bağ bahçe edinirken “onların peşinden giden ahali” yine kendi kaderiyle, kendi yalnızlığıyla, kendi çaresizliği ile baş başa kalmaya devam etti. Ve bir daha kaybettik.
Acıtıcı sözler oldu, ama olması gerekti. Gerisini sonra yazar sonra konuşuruz. Binler selam.
Mehmet KAYA