YERİ GELMİŞKEN VE TAM ZAMANINDA.

Biz, yani ülke ahalisi, bir birimizi tanımasak da,  bir birimizi görmesek de, “veya şöyle  diyelim” bizler bir birimizi çok yakın bulmasak da “yine” kendimize, hatta sevmediğimizi sansak da, bir birimizi.  Bizler  “bu ülke ahalisi” insanlar, yani iman edenler, aynı dine tutunanlar, ve ezanı duyunca aynı camide yan yana duranlarız. Ve ellerimizi kaldırıp aynı duaya Amin diyenleriz. Yani “İslam’ın diliyle” biz bir kardeşler topluluğuyuz,  bu ülkede, ve de yeryüzünde. Aynı yağmurda ıslanmaktan mutlu olanlarız delice. Daha ne isteriz ki, Mevlamızdan?

Ve iman ettiğimiz İslam, bize birbirimizin elinden tutmasını söyleyen İslam, ve Onun aziz  öğretmeni Hazreti  Muhammed “yine bize” bir birimizin hayatından sorumlu olduğumuzu söyler. Bir birimizin yaptığı yanlışların, ve doğruların “içinde” bizimde payımız olduğunu söyler. Bir insanı mesul tutar, bir başka insanın günahından. Mesul tutar bir insanı, başka bir insanın aç ve açık kalmasından. Öyle değil mi?  Tekrar tekrar  der “sakın bir birinizin ayıbını açık etmeyin” diye.

 Yanlış, ve  günahlardan uzaklaşmada, hayır ve iyilik de, ve de doğruyu tercih etmede “bir birimize” yardımcı olmamızı, bir birimiz uyarmamızı söyler.  Ve bunu yaparken dinin kendi dilini kullanmamızı hatırlatır bize. İnsanın çok değerli bir varlık olduğunu belirtir bütün ayetlerinde.

Ve yine der ki o İslam, “bir insan olarak, ya da  bir mümin olarak” zerre miktarı yaptığınız şerden, zerre miktarı işlediğiniz günahtan, ve yine zerre miktarı işlediğiniz hayır ve iyilikten de sorumlu olduğumuzu hatırlatır  her daim bize. Ve aldığımız her nefesin hesabının sorulacağı söylenir. Bir lokma haramın, yanlışlıkla bile olsa işlenilen küçük bir günahın  “ellerimizle” işlediklerimizden, ayaklarımızla işlediklerimizden gözlerimizle işlediklerimizden “hatta” gönül ve kalplerimizle işlediklerimizden hesaba çekileceğimiz söylenir. Hazır mıyız o hesap gününe, yoksa kimileri gibi yok mu sayıyoruz o günü?

Ve denmeye devam edilir ayetlerde. Sakın yolunuz Allah’ın yolunun dışında olmasın, yolunuz kitabın çizdiği çizgiden dışarı taşmasın, yolunuz Muhammed Mustafa’nın tarif ettiği yoldan başka bir yol olmasın denir her daim bize.

Ve yine sakın Allah’ın düşmanlarına meyletmeyin, ve onları kendinize yol  arkadaşları edinmeyin denir. Onların bizi yanlışa götüreceği söylenir. Yapayalnız kalsanız bile “sakın doğru yoldan, yani Allah’ın gösterdiği yoldan” ayrılmayın denir. Ayrılanların hüsrana uğrayacağı söylenir.

 Ve geleceğimiz yere gelirsek, ve söylenmesi gerekeni söylersek, aziz insan. Bu seçim günlerinde, bu hak ile batılın çok  boğuştuğu günlerde, ve ülke düşmanlarının, İslam düşmanlarının “en çok” azdığı şu günlerde yine bir yolun başındasın. Yine büyük bir sorumluluk var omuzlarında. Atacağın her adım, ya da vereceğin her oy “seni” aydınlığa, veya karanlığa taşıyabilir bilgin olsun. Hesap gününde önüne çıkabilir yaptığın tercih, hayır veya şer olarak.

Yani demek istiyorum ki “bu seçim günlerinde” kendini yeniden bir hesaba çek. Kendine yeni sorular sor ne yapman konusunda. Rabbinin rızasının nerede olacağını bir daha düşün. Bir daha düşün bizi kimler yönetmesi gerektiğini. Ezanların sustuğu günler gelsin aklına, ve binlerce caminin kapatıldığı günler gelsin. İmam hatip okullarını kapatan karanlık adamlar gelsin mesela. Kuran eğitimini kaldıran adamlar, ve Merve  Kavakçı hanımı Meclisten atanlar. Mesela Vural savaş denen zalim gelsin.

Bütün bunları düşün, Rabbin rızasının nerde olabileceğini düşün “ve git oyunu ver” kalbim kime izin veriyorsa. Daha ben ne diyeyim bir kardeş olarak. Ama unutma “o bir oyun” hesabı da sorulur senden, hesap gününde. Rabbimiz her daim yolumuzu “kendine çıkan” yollardan eylesin. Amin.

                                                                                                                                 Mehmet  KAYA