ALLAH’IM  ELLERİMİZDEN TUT.

Yazı  yazan, ve  söz söyleyen biri olarak  “zor” zamanlardan geçiyoruz. Zira ne yazsak, ne söylesek “kimi kardeşlerin takdirini toplarken, başka kimilerinin” öfkesini çekiyoruz nedense. Ağır olacak  “ama ben yazmış olayım”  söylenenlerin Allah için olması umurlarında değil, kimi efendilerin. Her daim kendi düşüncelerini, kendi doğrularını “ya da yanlışlarını” destekler sözler duymak istiyorlar bizden, neden böyle düşünüyorlarsa. Ve onlar gibi demiyorsan dediklerini, onlar gibi düşünmüyorsan, onların her sözünü tasdik etmiyorsan, ve bazı kereler olsun “bak yaptığınız işlerin” burası asla doğru değil diyenlerdensen “cehenneme kadar yolun var” onların yanında. İsterse başkaları seni ne çok takdir ediyor olursa olsun. Otobüs duraklarının nereye yapılacağını bile “ancak onlar bilir” kendilerine göre.

İşte biraz buradan yola çıkarak, ve  günümüz Müslüman’ının halini görerek, farklı düşüncedeki  cemaat,  ve gurupların halini görerek, ve partilerimizin halinin görerek, bir birleri hakkında besledikleri cahilane tavırları görerek, o başlığı atmak durumunda kaldım. Açıklamaya çalışacağım.

Ve görüyorsunuz “kimseyi incitmeyeyim diye, ve kendim için gönül dostu kabul ettiğim insanları kırmayayım diye” gönlümden geçenleri anlatabilmek adına, doğruları sizinle paylaşabilmek adına “ne uzun  yolları  dolaşarak”  ne  sözlerin bir yerleri kırparak, söylemeye çalışıyorum söylemek istediklerimi. Yeminler olsun “söylediklerimin” her biri doğrudur. Doğrudur bütün insanları kardeş gibi sevdiğim, doğrudur kimseler düşmesin diye çırpınıp durduğum geceleri. Doğrudur “tek kuruş para almadığım” yazıp söylediklerimin karşılığı olarak. Daha nasıl anlatayım size ben, kimi doğruları?

Ben sadece bir çığlık atanım kardeşlik adına, eteğinden tutmaya çalışanım kardeşlerimin “daha çok” karanlığa düşmesinler diye. Ve birileri de beni uyarsın, birileri de bana bağırsın, birileri de bana “önünde ateş var” desin diye isteyenim. Sende benim önümdeki ateşleri söyle “olur mu?” kardeşim, sende benim ellerimden tut, sende benim kalbime dokun. Dokun ki yalnız olmadığımı bileyeyim, kalbime dokun ki, yalnız kalmadığımı anlayayım. Dokun ki bir daha yenik düşmeyelim günahlarımıza.

Aslında yazının başlığı daha uzun olmalı ve “Allah’ım elimizden tut” biz düşmeyelim olmalıydı. Allah’ım ellerimizden tut “yoksa” biz çok düşüyoruz, ve bir birimizden haberimiz olmuyor düşerken demeliydim. Allah’ım elimizden tut “sen elimizden tut ki” bu karanlığın ortasına, bu çamurun içine, bu  zalim adamların yanına düşmeyelim olması gerekti.

Zira yıllardır her birimiz “bütün müminler” her biri “birer birer” bir yerlere düştüler. Kimisi karanlığın ortasına, kimisi faizin içine, kimisi fuhşun, ve ahlaksızlığın ortasına, düştüler, ya da düştük. Ve düştükleri yerin ne kadar karanlık, ne kadar çamur, ne kadar kirli, ve ne kadar günah olduğunu, buraların  “bir Müslüman için” yaşanmaz bir yerler olduğunu bilmek istemediler. Kimimiz bilerek, kimimiz isteyerek, kimimiz nefsimize yenik düşerek “o sözü edilen yerlere” düştük, hep birlikte düştük, aramızdan kimileri bunu kabul etmeseler de.

Ve çoğumuz kendi cellatlarımıza aşık  olduk “onları” kendimize yeni tanrılar edindik, yeni evlerimizde onlar komşularımız oldu. Ve çoğumuz onlar gibi yaşamak, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi giyinmek, onlar  gibi evlenmek, onlar gibi ilişki yaşamak, ve onlar gibi sefa içinde, zenginlik içinde, ve günahların yanı başında olmanın hesaplarını yaptık, ayetlerin uyarıları umurumuzda olmadı çoğu zaman.

Oysa bu gün, bu yazıyı yazmaya başlarken ve yine “Allah’ım elimizden tut” derken başka şeyleri düşündüm hep. Çok eskilere gitmeye gerek yok  “bir elli sene  geriye dönersek” göreceğiz ki “biz Müslümanlar olarak” yıllardır bir birimizi “sözlerimizler, kin ve öfkelerimizle, kimi zaman düşmanlıklarımızla, kimi zaman kardeşlerimizi dinden çıkarmakla, başka kimi zamanlarda “onların küfürde olduğunu” söylemekle, yollarının batıl olduğunun oy verdiği partilerin yanlışta olduğunu söylemekle “ellerimizle dövmekten” daha beter dövüyoruz kardeşlerimizi.

Artık bir birimizi dövmekten, bir birimiz küfürle itham etmekten, bir birimizin yanlışı araştırmaktan vazgeçelim demeye çalışıyorum sadece.Bir birimizi dövmekle, bir birimizin ayağını almakla, bir birimizi aleyhinde konuşmakla, bir birimizi aşağılamakla “onlar,ya da sen” Müslüman değilsin demekle hiçbir yere varamayız, bunu yapmayalım diyorum.

Bütün bunlar “Ümmetin çoğunun oyunu alarak” yeniden iktidar olan, yeniden söz hakkını eline alan” ak parti için “her türlü söz söylemeyi kendi hakları olduğunu sanan” Sadet partili kardeşler için söylenmiştir. Gelin kardeşliği yeniden inşa edelim. Anlayalım yeryüzünde ümmetin buna çok ihtiyacı var. Sizler kabul etmeseniz de “ak parti” ümmetin umudu haline gelmiştir. Seçim sonrası kimi ülkelerdeki sevinç bunun işaretidir. Elbette her birimizin bir sürü hatası ve günahı vardır. Ama zaman bunları gündeme taşıyacak zaman değildir. Ben söylemiş olayım da “anlayan” nasıl anlamak isterse öyle anlasın.

                                                                                                                            Mehmet  KAYA