Aylan Suriyeli küçük bir kız çocuğu, ve dört yaşında. Zalimler yüzünden annesi babası ve kardeşi ile ülkesini terk etmek zorunda bırakıldı. Ve sonunda olan oldu, Akdeniz’in sıcak sularında cesedi kıyıya vurdu. Kanadından vurulmuş bir serçe kuşu gibi denizin kıyısında kumlara kapanmış olarak bulundu Aylan. İnsanlık utansın istedi bel ki, ama kimse utanmadı. Kimse sofrasından bir tabak yemek eksiltmedi “yeryüzünde” çocuklar açlıktan ölüyor diye. Ve zalimlerin yasası galip geldi hep.
Yine de haber bültenlerinde söylendiğine göre dünya ayağa kalktı Aylanın yere kapanmış o resmini görünce. Benim inanasım gelmiyor ama, öyle deniyor haber bültenlerinde. Dünyanın en zalim adamları, en zalim liderleri bile göz yaşını tutamamışlar Aylanın bu görüntüsü karşısında. Ama gerçekten inanmadı yüreğim.
Zira bu zalimlerin zalimliği yüzünden öldü Aylan dünyanın gözü önünde. Zalimlerin ve karnı doymazların, dünya nimetleri hep bizim olsun diyenlerin yüzünden kumlara yüzünü kapadı ve öyle öyle öldü Aylan. Ölmekten utandığı için değil, biz mahcup olmayalım, ve başka çocuklar korkmasın diye yüzünü kumlara gömdü Aylan. Aylan ölürken bile kırgın gitti insanlığa, Müslümanlara kırgın gitti, ama umurunda olmadı kimi adamların. Onlar yine kaldıkları yerden asılmaya devam ettiler dünyaya.
Elbette Aylan yalnız ölmedi o denizde. Annesi ve kardeşi de kendisi ile birlikte ölmüştü. Ve Aylanı gündeme taşıyan denizin kıyısında kumları öper gibi yüzü kapalı bulunan haliydi.
Kimse hayır demesin. Şimdi her birimiz “yani Müslümanlar, iman ettiğini sananlar, ne kadar gurup ne kadar cemaat varsa, ne kadar partili, partisiz kişi varsa, ne kadar solcu şeriatçı varsa, ve ne kadar insan varsa yeryüzünde, ne kadar devlet başkanı varsa “hepsinin hepimizin gözü önünde” aç ve susuz ve de denizin ortasında dört yaşında bir kız çocuğunun ölümüne şahit oldu dünya. Yani hepimizin bir kız çocuğunun hem ölümünün şahidi, hem de katillerindeniz kusura bakılmasın.
Boş verin kimilerinin Dicle kenarında bir koyun kaybolsa ondan sorumlu olunduğumuzu söyleyip durduklarına. Dicle kenarında otlayan koyunlar değil ümmetin küçücük çocukları kayboluyor ey insan! Daha sen neden söz ediyorsun? Nasıl uyuyorsun geceleri eğer iman edenlerdensen? Sofranda bunca nimeti nasıl bulunduruyorsun “yeryüzünde” ümmetin yarısı bu kadar sefalet içinde açlık içindeyken. Şimdi sen bunlardan hesaba çekilmeyeceğini mi sanıyorsun sahiden?
Ve ne yazık “olanlara canımız acıyor” diye yazıp çizenlerin çoğu kendi çocukları ile piknikte kebap yapmanın tadını çıkarıyorlar bu acılı günlerde.
Söyleyelim de içimiz rahat etsin: Şimdi bir sahtekarlar ve iki yüzlüler yurdu dünya, kimsede merhamet kalmamış. Kimse kendini sorumlu hissetmiyor bunca felaketin kapımıza kadar dayanmasından.
Hem o denizlerde ölen ve boğulan, ve cesetleri kıyıya vuran yalnız Aylan değil ki. Kaç yıllardır o denizler, o dalgalar yüzlerce binlerce Aylanlar, yüzlerce Zeynepler Ayşeler Mehmetler Yusuflar almadı mı? Bu haberleri dinlemedik mi yıllardır keyfimizce çayımızı yudumlarken?
Bu gün Aylan için ağladığını üzüldüğünü sandıklarımız o zaman kendi keyiflerince yaşayanlar değil miydi?
Hesap günü bunların her birinden sorguya çekileceğiz efendiler. Bu aç çocuklardan, bu aç ve çıplak kadınlardan, bu denizin kıyısına cesetleri çıkan her bir insandan, her bir çocuktan sorumluyuz efendiler.
Daha öte ne diyeyim ki? Gelin sofralarınızdan bir tabak eksiltin, ve ne edin edin bir yetimimin bir açın, bir muhacirin karnını doyurun. Bilip anlayalım “iman ettim” demek bunu gerektirir.
Mehmet KAYA