Evet, üzgünüm “hem de” çok üzgünüm diyorum şimdilerde kimilerine. Demezsem canımı sıkacaklar, adımın önüne arkasına başka şeyler ilave edecekler, imanımda problem olduğunu söyleyecekler, belki de, hainlerden olduğumu bu savaş günlerinde yüreğim bir acı yumağı olmuşken çocukların bunca ölümü adına savaşlarda.
Yani yüreğimde barıştan, kardeşlikten iyilikten, insanların dertlerinden, savaşlarda ölen çocukların göz yaşından “başka bir şey” toplamadığım şu günlerde “bin elim olsa” bin kişiye uzatacağım “kardeşim elimden tut” diyeceğim bu günlerde “bazı insanlar ile” karşı karşıya geldiğim zaman (ki bunların çoğu eski yol arkadaşlarım) ve onlar bana bir şey anlattıkları zaman, beni hayra ve iyiliğe çağırdıklarını söyledikleri zamanlarda “kalpleri kırılmasın” her şeye rağmen kardeşliğimiz bozulmasın, selamlarımız eksilmesin diye “üzgünüm hepiniz haklısınız” diyorum. Zira onların “her biri” benden bunu duymak istiyorlar. Haklı olduklarının tasdikini istiyorlar benden kendilerine adına.
Hiçbir partiyi “ya da” kimi partilerde bulunan dostlardan “hiç birini kast etmiyorum” tek başına. Zaten hiç hepsi aynı davranışı beklediklerini saklamıyorlar bir birimizle konuşurken. Bütün bu olanlardan anlıyoruz ki “İslam adına” var olduklarını söyleyen ümmetin çocukları “bir bir” savrulmuşlar sağa sola.
Ve şimdi kimisi bir partide, başka kimisi başka bir partide, ve her biri birini suçlamaktan, bir birini kötülemekten, bir birinin yanlış yolda olduklarını söylemekten başkada bir şey yapmıyorlar, ne acı bir son kardeşlik adına. Keşke bilselerdi hiçbir kutsal düşünce, hiçbir cemaat ya da parti “asla dinin yerine konmaz” olduğunu.
Türkiye de yaşayan ümmetin kaderi bu. Her topluluk, her cemaat ve Müslümanların oyuna oynayan her parti kendini İslam ile özdeş kılma iddiasında. Vay halimize, vah halimize.
Yani bu karanlık sistem bizi bile “bir birimize düşman etmeyi, bir birimizi hainlikle satılmışlıkla” suçlamayı başardı, daha hangi kötülüğü beklemekteyiz bir birimizin gözünü çıkarmak için. Daha ne zaman anlayacağız bu yolla hiçbir yere varılmaz.
Anlayalım, kimin yanlış kimin doğru yaptığı da çok belli değil bu sistemde ve de bu kavga bu savaş günlerinde. Ama hepimiz sorumluyuz denizlerin ortasında ölüme terk edilen ümmetin çocuklarından, kadınlarından kızlarından. Kimse bu günahı başkasının üstüne yıkarak günahtan kurtulduğumuzu sanmasın.
Sofralarımızın bereketinin neden gittiğini düşünsün herkes, v e yine düşünsün neden sofralarımızda yoksullardan fakirlerden insanlar olmadığını? Hepimizin gömlekleri önden yırtık, ve hepimizin gömlekleri çok kirli.
Hayır “öyle değil” diyenler en çok düzene ve dünyaya yenik düşenlerdir, ve günahlarının büyüklüğü görünmesin diye hayır “öyle değil” demekle paçalarının çamurunu yıkayacaklarını sanıyorlar.
İşte bundandır “üzgünüm hepiniz haklısınız” demelerim hiç birinizi kırmak istemediğim için. Ama asla doğruları tam söyleyenler değiliz hiç birimiz, kendimizi kandırmakla alemlerin sahibini de kandıracağımızı sanmayalım.
Ve şimdi bu seçim günlerinde, insanları ikna etme günlerinde, bir oy fazla alma hesabıyla bütün partilerin bütün konuşmacıları, söz edenleri, meydana çıkanları, ülke insanını ikna etmeye çalışanları “dinin çizdiği söylediklerini” baz alırsak vallahi herkes bir birine yalan söylüyor, herkes bir birine hakaret ediyor herkes bir birini kandırmaya çalışıyor hepsi bu. Bereket yok yaptığımız işlerin. Siz o konuşmaları yaparken, o sözleri ederken, kendinizi pazarlarken ahaliye, biz doğrulardanız derken, iman derken din derken ve İslam derken, yine ülke insanın yarısı sefalet içinde yaşamaya devam ediyor. Hatta aç sabahlamaya, kimi kadınlar orospuluk yapmaya devam ediyor bir dilim ekmek için.
Bundandır her birinize “üzgünüm hepiniz haklısınız” demelerim. Belki buralardan bir birimizi anlarız diye. Evet hepiniz haklısınız, ama gittiğiniz yol “sandığınız gibi” Muhammedi bir yol değil. Ki o Muhammed, kardeşlerinden aç olanlar varsa kendisi de aç sabahlayan bir Nebi idi. Daha ötesini siz söyleyin.
Mehmet KAYA